„Türkiye’de yabancı akademisyen de kalmayacak.“

Eleştirel bakışa elveda

Akademisyenlerin tasfiyesiyle öğrencilere ‚eleştirel bakış‘ sağlayan bölümler ortadan kaldırılıyor. Üniversitelerin bir tür „yüksek liseye“ dönüştürülmesi amaçlanırken, sendikal mücadeleye de ağır bir darbe vuruluyor.

RIFAT DOĞAN, 2017-05-02

Tarihsel olarak baktığımızda, Türkiye’de üniversitelerden ihraç edilen akademisyenlerin sayısı 1960 darbesinden sonra 140, 1980 darbesinden sonra 250'ydi. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra ilan edilen OHAL’le birlikte çıkarılan KHK'larla ihraçların sayısı ise 7 binin üzerinde. Eleştirel düşünceyi destekleyen pek çok fakülte ve bölüm kapanma tehlikesi yaşarken, var olan sendikal mücadele de kırılmaya çalışılıyor. Öğrencilerden rektörlere kadar herkes korku içinde.

„Barış İçin Akademisyenler“ girişimi, ihraçlar yaşanmadan önce de baskı ve tehdite maruz kaldıklarını, fakat „Bu suça ortak olmayacağız“ bildirisine imza attıktan sonra yaşadıklarının önceki süreçle kıyaslanamaz olduğunu anlatıyorlar.

İhraçlar, akademinin tasfiyesinin yanı sıra üniversitelerde verilen sendikal mücadeleye de ağır bir darbe vurdu. KHK’larla ihraç edilen personel listelerine bakıldığında özellikle Eğitim Sen’li akademisyenlerin isimleri dikkat çekiyor. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yrd. Doç. Dr. Ceren Akçabay; “Eğitim Sen’de görev yapıyordum. Bu ihraçlar belirli çalışma alanlarına dönük olarak yapıldığı gibi aynı zamanda sendikal hakları da kısıtlamaya yönelik“ ifadelerini kullanıyor.

Eğitim Sen’in İstanbul’daki üniversite şubesi olan 6 No’lu Başkanlığını bir dönem yapan YTÜ akademisyeni İsmet Akça, Eğitim Sen’in zaten „mimlenmiş bir sendika“ olduğunun altını çizerek, „Zamanında kadrosu gelenlere kadroları verilmedi. Sözleşmelerimiz, bölümlerin olumlu raporlarına rağmen uzatılmadı. Fiili cezalandırmalar zaten yapılıyordu. OHAL sonrası gelen KHK’lar ile yeni bir süreç başladı ve sendikal mücadelede aktif rol alan arkadaşlar birer birer ihraç edildi“ değerlendirmesinde bulunuyor.

Cumhurbaşkanı'nın işaret fişeğiyle

KHK ile ihraç edilen Eskişehir Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Kasım Akbaş ise imza sürecinden sonra yaşadıkları baskıyı anlatıyor:

„Cumhurbaşkanının işaret fişeğini çakmasıyla bir kamuoyu oluşturuldu ve durum can güvenliğini tehdit etme noktasına geldi. Osmangazi Üniversitesi’ndeki arkadaşların fotoğrafları yaşadıkları mahallelerin duvarlarına, araba camlarının sileceklerine ‚işte bunlar vatan haini‘ şeklinde yapıştırılmak suretiyle çok ciddi tehditler yaşandı.

O tehditleri yaşayanlardan biri de Osmangazi Üniversitesi Araştırma Görevlisi Pelin Tuştaş. Tuştaş yaşadıklarını, “Bu yaptığımız iktidar açısından çok büyük bir karşı duruş olarak algılandı. Başından beri en yüksek tondan tehditlere, şantajlara, soruşturmalara, baskılarla ve sindirmeye maruz kaldık. Bir senedir bunu her gün hissediyoruz.“ sözleriyle anlatıyor.

Rektörler de korku içinde hareket ediyor

15 Temmuz darbe girişiminden sonra 'FETÖ’ soruşturmasında kendilerini aklama yarışına giren rektörler, barış imzacısı akademisyenleri hedef tahtasına oturttu. Hızlı bir tasfiye süreci yaşandı. Ankara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Öğretim üyesi Murat Sevinç „Bazı rektörler bu konuda ön aldı. Farklı gerekçeleri olabilir, göze girmek istiyor olabilirler“ ifadelerini kullandı.

İhraçların Anayasa'ya aykırılığı bir yana, akademi için yıkıcı bir etkisi var. “Üniversiteler yüksek liseye dönüşecek“ şeklinde değerlendirmede bulunan Murat Sevinç; “Üniversiteler insanların ‚öğretmen‘ olarak derse girdiği, etliye sütlüye dokunmadan, eleştirmeden derslerine girip çıktığı, yükselmeleri için gerekli yayınları yaptığı kurumlara dönüşecek. Ayrıca böyle giderse Türkiye’de yabancı akademisyen de kalmayacak“ dedi.

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik 3. Sınıf Öğrencisi Müge Helin Deviren ise bölümü seçmesindeki tek etkenin ‚eleştirel bakış açısı‘ olduğunu belirterek okulda ihraçlardan önce yaşanan baskıyı anlatıyor:

“Bu tasfiyeler başlamadan önce de fakültenin muhalif kimliği nedeniyle zaten rektörlüğün baskılarına maruz kalıyorduk. Hatta fakültenin kapatılma dedikoduları da konuşuluyordu. Bu ihraçlarla fiili bir kapatma olmasa da hocaları tasfiye ederek atayacakları iktidar yandaşı hocalarla bir nevi kapatmış sayılacaktı. Önce yüksek lisans kontenjanlarını azaltarak başladılar. 30 kişilik kontenjanı olan yüksek lisans bölümünün kontenjanı bir yıl içerisinde 3’e düştü.“

Öğrenciler korku içinde

Bu süreçte akademisyenleri yalnız bırakmayan yine üniversitedeki öğrencileri oldu. Ankara Üniversitesi SBF Öğrenci Konseyi Bölüm Temsilcisi Murat Karabulut, “Şu an üniversitede hangi görüşten olursa olsun öğrenciler ortak koordinasyon kurdu. Öğrenciler birlik halinde. Ortak kararlar alınıyor. Hocalarımızın geri dönmesi için hem üniversite dışında hem üniversite içinde ciddi bir çalışma yürütüyoruz“ sözleriyle yaptıkları çalışmaları anlatıyor.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2. Sınıf öğrencisi Arınç Onat Kılıç rektör Mahmut Ak'ın üniversitede kurduğu baskı nedeniyle eylemlerin katılımın düştüğünü belirtirken “Öğrenciler 'soruşturma açılır’ diye korkuyorlar. Özel güvenlik ve polis şiddeti de eklenince eylemlere katılmaktan geri duruyorlar. Akademide kalanlar ise atılma korkusuyla tepki gösteremiyor“ diyor.

Akademide direnç sürmeli

Akademideki bu ihraçların daha sürüp sürmeyeceği tam olarak kestirilemese de, ODTÜ ve Boğaziçi Üniversitesi’ndeki akademisyenlerin de listede olduğu iddia ediliyor. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Tezcan Durna, üniversiteye saldırı olarak tanımladığı bu ihraçlara karşı akademide belirli bir direncin olduğunu ve bunun devam edeceğini belirtirken, sözlerini bir uyarı ile bitiriyor: „Bu direnç devam etmezse ‚bana sıra gelmez‘ diyenler dahil, herkese sıra gelecek.

RIFAT DOĞAN, 2017-05-02
ZURÜCK
TEILEN
MEHR VOM AUTOR
Unterstützen Sie taz.gazete und unabhängigen Journalismus im Netz!