Gabriele del Grande, İtalya'ya döndü.

„Diğerlerini unutmayın“

Gabriele del Grande, gözaltında geçirdiği 14 günü, başlattığı açlık grevini ve sınır dışı edilmesine giden süreçte yaşadıklarını anlattı.

ALI CELIKKAN, 2017-04-26

IŞİD üzerine araştırma yaparken Reyhanlı'da gözaltına alınan gazeteci Gabriele del Grande, iki haftalık esaretinin ardından sınır dışı edilerek özgürlüğüne kavuştu. 1982, Lucca doğumlu olan del Grande, 2007 yılından beri Avrupa'ya düzensiz göç ve insan hakları ihlalleri üzerine çalışmalar yapıyor. Yeni kitabı için araştırma yaptığı esnada gözaltına alınan 35 yaşındaki del Grande'yle gözaltı koşullarını, başlattığı açlık grevini ve cezaevindeki diğer gazetecileri konuştuk.

taz: Reyhanlı’da ne oldu? Nasıl gözaltına alındınız?

Gabriele del Grande: Suriye’deki iç savaş ve IŞİD ile ilgili yazmayı planladığım bir kitap için Reyhanlı'da araştırma yapıyordum. Geçtiğimiz senenin Eylül ayından beri 4 kez bu bölgeye geldim. Suriyeli kaynaklarla konuşuyordum. Ben bir gazeteciyim ama bu araştırma herhangi bir kurumla ilişkili değildi.

Herhangi bir görevde değildim, üzerimde kamera yoktu. 9 Nisan günüydü. Tanıdığım bir kaynakla buluştum. Reyhanlı’da bir restoranda oturmuş, öğle yemeğimizi yiyorduk. Aniden 8 tane sivil polis yanımıza geldi. Üzerlerinde üniforma yoktu- belki de istihbarat için çalışıyorlardı. Belgelerimizi sordular ve sonrasında bizi farklı arabalara bindirip Reyhanlı’daki polis karakoluna götürdüler.

Karakolda neler yaşandı?

Orada bizi sorguya çekmeye başladılar. Herhangi bir şiddet ya da tehdit yoktu. “Ben bir gazeteciyim, işimi yapıyorum. Saklayacak bir şeyim yok, isterseniz telefonuma ya da bilgisayarıma bakabilirsiniz. Herhangi bir muhalif yayın ile angaje değilim“ dedim. “Gerçekten neyi arıyorsun? Neyi araştırıyorsun? Konuştuğun adamı nereden tanıyorsun?“ diye sordular. “Bu benim işim, ben bir gazeteciyim. Herhangi bir yasayı çiğnedim mi? Beni tutuklayacak mısınız?“ diye sordum. “Yok, hayır. Hatay’a gideceksiniz, şimdi ifadenizi imzalayın“ dediler. Bana verdikleri kağıtta ne yazdığını bilmiyordum, az çok bir şeyler anlattılar, ben de imzaladım. Bana bir kopyasını vermediler. Sonra parmak izimi alıp, fotoğrafımı çektiler. Arabaya bindik ve Hatay Geri Gönderme Merkezi’ne götürüldüm.

Burası nasıl bir yerdi?

14 ülkeden 152 kişinin olduğu bir yerdi. Türk yoktu, başka gazeteci de yoktu. Çoğunlukla ülkeye kaçak yollardan girmiş Suriyeli ve Iraklı insanlar, aileler. Suriye ve Irak’a geri gönderilmeyi bekliyorlardı. Bazıları da Suriye’ye savaşmaya giderken yakalanan cihatçılardı, bunu inkar etmiyorlardı.

Sonrasında Muğla’daki Geri Gönderme Merkezi’ne transfer edildiniz.

Evet, ayın 12’sinin akşamında Muğla’ya transfer edildim. Orada beni tecrit altına aldılar. Tek başımaydım çünkü “Ankara'dan gelen“ talimat bu yöndeydi. Kimseyle iletişime geçme şansım yoktu, avukatla görüşmeme izin verilmedi. 6 gün sonra, ayın 18’inde artık öfkeden delirmek üzereydim. Kapıya ve demirliklere tekme atmaya başladım, yatağa ve iskemleye zarar verdim. Bir tür performans gibiydi, zarar verebileceğim her şeye zarar vermek için elimden geleni yaptım.

Açlık grevine başlama kararını nasıl aldınız? Neler hissediyordunuz?

Hücremi dağıttıktan sonra Geri Gönderme Merkezi’nin müdürü endişelendi ve bana bir istisna yapacağını söyledi. Eşimle iki dakikalığına konuşmama izin verdiler. İlk olarak ona Muğla’da tutulduğumu söyledim çünkü en son Hatay’dayken ona yazabilmiştim. Ona “Sen dışarıda yapabileceğin her şeyi yap. Ben ise burada, bu hücrede yapabileceğim tek şeyi yapıyorum ve açlık grevine başlıyorum’ dedim.“ O gece açlık grevine başladım.

Gardiyanların tutumu nasıldı?

Gardiyanlar iyi insanlardı. Bana sürekli “Kusura bakma Gabriele, sen iyi bir insansın ve bir gazetecisin ama bu „Ankara’nın kararı“ diyorlardı. Muğla’dayken bir kere daha sorgulandım. “Ankara’dan gelen“ bir soru listesi vardı. “Niye bu şahısla buluştun? Ondan ne istiyorsun? Amacın neydi? gibi sorular vardı. Önceden de dediğim gibi “Bu sorulara cevap vermiyorum, ben mesleğimi yapıyordum. Hangi yasayı çiğnediğimi söyleyin“ dedim.

Açlık greviniz 23’ünde sınır dışı edilene kadar devam etti mi?

Ayın 21’inde ilk kez avukat ile görüştüm. Onun da ne ile suçlandığıma dair herhangi bir fikri yoktu. İtalyan Dışişleri Bakanı Alfano’nun mevkidaşı Mevlüt Çavuşoğlu'yla benim hakkımda temaslarda bulunduğunu öğrendim. Yine de açlık grevini bırakmadım çünkü onlara güvenmiyordum. Çünkü bana oraya girdiğimden beri, “Yarın çıkacaksın“ diyorlardı. Onlar üzerinde baskı kurmamın tek yolu buydu. “Biletimi görünce açlık grevini bırakırım“ dedim. Sonunda 23’ünde serbest bırakıldım, sınır dışı edildim ve Bolonya’ya uçtum.

Birlikte gözaltına alındığınız 'kaynağınız’a ne olduğu hakkında bir fikriniz var mı?

Reyhanlı’dan Hatay’a birlikte götürüldük. Fakat sonrasında o Muğla’ya transfer edilmedi. Umuyorum ki önümüzdeki günlerde onun hakkında daha çok bilgi sahibi olacağım, iyi olduğunu umuyorum.

Türkiye’den sınır dışı edilmeniz, muhtemelen bir süre Türkiye’ye dönemeyeceğiniz anlamına geliyor. Bu sizin için ne ifade ediyor? Araştırmanıza nasıl devam edeceksiniz?

Tabii ki ilk plan, ülkeye giriş yasağının ne kadar süreceğini öğrenmek ve bu kararı iptal etmeye çalışmak. Tabii ki geri dönmek istiyorum, geri döneceğim. Yaşadığım problem Türk insanlarıyla değil, otoriteyleydi. Bu olaydan sonra kendimi Türkiye’ye çok daha yakın hissediyorum. Artık bana “kardeş“ diyebilirsin. Avukat, başıma gelenin tamamıyla yasa dışı olduğunu söyledi. Ne olduğunu öğrenmek, hakkımdaki dosyaya erişmek istiyorum. Yaşanan çok çirkin bir olaydı, haklarım ihlal edildi ve adalet arayışımı sürdüreceğim.

Peki IŞİD’i araştırdığınız için gözaltına alınmış olma ihtimali üzerine ne düşünüyorsunuz?

Bu konuda biraz karanlıktayım. Bunu söylemek spekülasyon yapmak olur, ama tabii ki bu da bir ihtimal. İlk kez IŞİD için o bölgeye gitmiyordum. Fiziksel olarak takip edildiğimi düşünmüyordum, belki telefonum dinleniyordu. Ama bunu kanıtlayacak delil elimde yok. Belki de tamamen şans eseri bir olaydı. Burada önemli olan oradaki hikayeyi anlatmak, araştırmayı tamamlayıp kitabı yazmak.

Yaşadıklarınızı göz önünde bulundurduğunuzda hapisteki diğer gazeteciler için neler hissediyosunuz?

Kendimi bir kahraman olarak görmüyorum. Ben sadece bir istatistiğim. Ben sadece en son içeri girendim, bu büyük bir hikaye değil. Asıl kahraman onlar. Ben diğerlerine göre çok şanslıyım çünkü benim için işin ucunda sadece sınır dışı edilmek vardı. Bu tecrübeden sonra kendimi Türkiye’deki gazetecilerin davasına daha yakın hissediyorum. Hapisteki tüm gazetecilere selamlarımı yolluyorum. Verilecek mesaj çok basit: diğerlerini unutmayın.

Eve dönmek nasıl bir histi?

Eve dönmüş olmak gerçekten çok güzel bir his. Arkadaşlar, ailem ve tabii ki: yemek.

ALI CELIKKAN, 2017-04-26
ZURÜCK
TEILEN
MEHR VOM AUTOR
Unterstützen Sie taz.gazete und unabhängigen Journalismus im Netz!