Kürtler, “şimdi ne olacak“ sorusunu soruyorlar.

Çözüm de çözümsüzlük de Suriye’de

Kürt sorunu artık Türkiye’nin iç bir sorunu olmaktan ziyade sınırları aşıp, uluslararası bir boyut kazandı. Suriye'de yaşanan gelişmeler, yakında başlayacak olan Rakka operasyonu ve Trump-Erdoğan görüşmesi bu açıdan da önem taşıyor.

HAYRI DEMIR, 2017-05-16

Kürt meselesinin bugünden sonraki seyri ve çözüm ihtimali, tüm Kürtlerin gün içinde ettiği sohbetlerinin en temel konusu. PKK ile devlet arasındaki görüşmeler 2013 yılında umutları arttırmıştı. “Barışa en yakın süreç“ olarak tanımlanan bu iki yıllık dönemin kapanıp, yeniden şiddet ortamına girilmesi bu umut ve beklentiyi 16 Nisan'daki referandum sonrasına itmişti. Çözüme dair esmesi beklenen bu rüzgar, şu günlerde Türkiye yerine Suriye’den esiyor.

HDP Sözcüsü Osman Baydemir, Kürtlerin referandum tercihiyle “çözüm masasının devrilmesine“ 'Hayır’ dediğini savunurken, Kürtlerin bu tercihle verdiği mesajın hükümet kanadından “iyi“ okunmadığı görüşünde.

Dicle Üniversitesi’nden akademisyen Vahap Coşkun da yeni bir çözüm sürecinin kısa zamanda başlamayacağı yönünde Baydemir’le hemfikir. Coşkun’a göre, böyle bir süreç için gerekli koşullar oluşmalı ve bunun yolu Suriye’den geçiyor. Çünkü Kürt sorunu artık Türkiye’nin iç bir sorunu olmaktan ziyade sınırları aşıp, uluslararası bir boyut kazanmış durumda.

Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi (DİTAM) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kaya, Türkiye’nin bu politikalarını “Kürt karşıtlığı“ olarak eleştirirken, bu politikanın sürmesi durumunda içeride de yeni bir çözüm sürecinin olanaksızlığına vurgu yapıyor ve “Masa Suriye’de kurulacak. Türkiye’de kurulacak bir masanın barışı geliştirme şansı yok“ diye de ekliyor.

Rakka, Türkiye ve ABD

Coşkun, “Suriye meselesinin bir netliğe kavuşması gerekiyor. Türkiye’nin korku ve endişelerinin giderilmesi, Türkiye ile PYD’nin belirli bir mutabakat noktasına gelmesi gerekiyor. İki taraf arasında ya da ABD’nin öncülüğünde ortak mutabakata varılmadan Türkiye’de bir çözüm sürecinin başlaması zor“ görüşünü paylaşıyor.

Suriye’de ise Türkiye başta olmak üzere daha birçok ülkenin politikasına şekil veren gelişmeler yaşanıyor. ABD’de Trump yönetiminin IŞİD’in son kalesi Rakka’yı kuşatan YPG önderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri'ne ağır silah verilmesi için Pentagon’u yetkilendirmesi, AKP hükümetinin tepkisini çekmişti. ABD'nin YPG'ye verdiği desteği geri çekmeyeceği ve Türkiye'nin Rakka operasyonunun dışında kalacağı öngörülüyor.

Öte yandan Türkiye, İran ve Rusya arasında Humus, Hama, İblid ve Şam’ın bazı bölgelerini kapsayan “çatışmaları azaltma bölgeleri“ anlaşmasının sürdürülebileceğine dair belirsizlik de sürüyor. Rojava yönetimi anlaşmayı “mezhepsel çatışmayı derinleştirir“ diye okuyup, bu anlaşmadan Suriye halklarının kazancının olmayacağını savunuyor. Bu anlaşmanın Suriye krizini bir bütün olarak ele almadığı için de sorunun çözümüne katkı sunmayacağı görüşünde.

Türkiye’nin ilk olarak Ekim 2015’te başlattığı Rojava’ya dönük saldırılarını 25 Nisan’da farklı bir boyuta taşıyarak ilk kez savaş uçaklarıyla bombardıman gerçekleştirmesi de Baydemir’e göre; içeride ve dışarıda toplumu şiddetle yönetme politikasının göstergesi.

Bombardımanın hemen sonrasında YPG tarafından Türkiye’nin sınır hattındaki 11 hudut karakoluna saldırı gerçekleştirildiği açıklandı. Ardından ABD ve Rus askerlerinin de sınır hattında devriye attığı görüntüleri izledik. Rojava yönetiminin “uçuşa yasak bölge“ talebi halen karşılık bulmazken, ABD ve Rus askerlerinin devriye atması Türkiye’ye dönük bir mesaj olarak okundu ve o günden itibaren bölgede herhangi bir çatışma da yaşanmadı.

„Herkesin kaybedeceği bir durum“

Buna rağmen Türkiye’nin bu hatta yoğun askeri sevkiyat yaptığı gözleniyor. Bölgedeki kaynakların verdiği bilgilere göre Türkiye, Rojava’nın iki büyük kantonu arasında yer alan ve Haziran 2015’te IŞİD’den alınan Tel Ebyad’a (Girê Spî) dönük 'Fırat Kalkanı Hareketi’nde desteklediği ÖSO ile birlikte bir kara hareketi hazırlığı var. Cumhurbaşkanı Erdoğan daha önce yaptığı bir açıklamada, 'Fırat Kalkanı Hareketi’nin başka isimlerle sürdürüleceğini belirtmişti.

Ancak Coşkun, yukarıda bahsettiği ortak mutabakatın oluşmaması ve Türkiye’nin Rojava’ya olası bir operasyonunun çatışmaların hem sınır içinde hem de sınır dışında devam etmesi anlamına geldiğini bunun da herkesin kaybedeceği bir duruma dönüşeceği endişesini paylaşıyor. Siyaset bilimci Ahmet Hamdi Akkaya da yeni bir çözüm sürecinin Rojava ile tamamen bağlantılı olduğunun altını çiziyor. Ona göre Rojava, Kürtler için artık bir “varlık ve yokluk“ sebebi.

Hatırlanacağı üzere IŞİD’in Kobani’ye saldırısının ilk günlerinde Kürtler, “Türkiye IŞİD’i destekliyor“ diyerek protestolar gerçekleştirmişti. 6-8 Ekim, Kobani olayları olarak Türkiye tarihine giren protestolar sırasında İnsan Hakları Derneği'nin raporuna göre 46 kişi yaşamını yitirmişti.

„Kürt karşıtlığı“ politikasının çözümsüzlüğü

SDG, geçtiğimiz hafta Rakka’nın kuzey kırsalına dönük operasyonun 4’üncü ayağını başlatmıştı. Trump’un onay kararı da bu bağlamda ABD’nin Rakka operasyonunu IŞİD’e karşı “rüştünü ispatlamış“ olan SDG ile yapacağı şeklinde yorumlanıyor. SDG’ye verilecek olan silahlar kısa zamanda sahada IŞİD’e karşı kullanılmaya başlanılacak.

Türkiye’nin SDG’ye karşı ÖSO alternatifi ile sürece müdahil olma ısrarı ise şu an için gerçekleşmesi uzak bir ihtimal. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bugün bir araya geleceği ABD Başkanı Trump ile görüşmesinde masaya getireceği en önemli başlık Rakka operasyonu. Türk yetkililerin ABD’de görüşmenin ön ayağı sayılacak kulis havasında temaslarda bulunduğu günlerde verilen silahlandırma kararı ABD’nin Rakka operasyonunda netliğinin bir ifadesi.

Suriye’deki bu belirsizlik ve Türk hükümetinin Türkiye sınırlarının ötesinde sürdürdüğü “Kürt karşıtlığı“ ekseninde şekillenen politikası ise Kürtlerin her gün konuştuğu “çözüm süreci“ beklentisinin en azından şimdilik ufukta görünmediğini gösteriyor.

HAYRI DEMIR, 2017-05-16
ZURÜCK
TEILEN
MEHR VOM AUTOR
Unterstützen Sie taz.gazete und unabhängigen Journalismus im Netz!