„Uygulananlar, güçlü kurum bırakmama ve eğitimi zayıflatma politikasının bir sonucudur.“

„Biat eden kurumlar yaratmak“

Üniversiteleri bölen yasa tasarısı, köklü üniversitelerin değerli arazilerinin durumuyla birlikte, yasanın genişleyerek diğer üniversiteleri de kapsayacağına dair kaygıları da beraberinde getiriyor.

AYSEL SAĞIR, 2018-06-12

Türkiye’de, eğitim ve üniversiteler konusu, işlerinden uzaklaştırılan akademisyenler, cezaevlerinde tutuklu bulunan öğrenciler, getirilen bölünme yasası tasarılarıyla ülkenin en kritik sorunlarının başında geliyor.

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST)’nin geçtiğimiz yılın Eylül ayında yaptığı araştırmaya göre, Türkiye’de toplam 69 bin 301 üniversite öğrencisi tutuklu bulunuyor. Tutuklanma gerekçeleri arasında büyük çoğunluğu, protesto ve anma eylemlerine katılmak oluşturuyor. Akademisyen kıyımları ise sorunun diğer önemli boyutunu oluşturuyor. 2016 yılının başlarında, OHAL kapsamında yayınlanan KHK ile “Bu Suça Ortak Olmayacağız“ başlıklı bildiriye imza atan ve Barış Akademisyenleri olarak bilinen akademisyenler, görevden alınıp, kovuşturmaya uğradı. Şu an binlerce akademisyen işsiz ve birçoğu da ceza almış durumda.

Üniversitelerin bölünmesiyle ilgili yasa tasarısı ise bu zincirin son halkasını oluşturuyor. Tasarıya karşı protesto eylemleri ilkin, Nisan (2018) ayının ortalarında “Fakülteme Dokunma!“ hashtag’leriyle sosyal medyada büyüdü. Hemen ardından İstanbul Üniversitesi, Gazi Üniversitesi gibi bölünme kapsamına giren üniversitelerin kampüslerinde öğrenciler, akademisyenler ve üniversite çalışanları haftalarca protesto eylemi düzenledi. İst. Üni. Siyasal Bilgiler Fak.Yrd. Doç. Görkem Doğan’ın söylediğine göre iktidara yakın duran akademisyenler de bu tasarıya karşıydı:

“Ankara’da iktidara yakın akademisyenlerin tepkisi karşısında ‚Siz eylem yapmayın biz Reis’i ikna edeceğiz’ dediler. Şimdiye kadar bu yasaya, Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Yekta Saraç’ın dışında, ‘Bu iş iyi olmuştur’ diyeni duymadım.“

Protestolara rağmen tasarı, 8 Mayıs 2018’de Meclisten geçerek, 17 Mayıs günü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından onaylandı. Buna göre dördü vakıf üniversitesi olmak üzere toplam 20 yeni üniversite kurulması öngörülüyor. İstanbul Üniversitesi, Gazi Üniversitesi ve İnönü Üniversitesi olmak üzere 13 üniversitenin bazı fakülteleri yeni kurulacak üniversitelere bağlanırken, ilgili üniversitelerin isimleri de değişecek.

'Türkiye bir şirket gibi yönetilmeli’

Böylelikle Türkiye’de devlet üniversitesi sayısı 128’e yükselirken, özel üniversite sayısı da 78’e çıkmış oldu. Özellikle İstanbul’da semt başına bir özel üniversite düşüyor. Mahalle aralarında eskiden konut olduğu anlaşılan binalarda göze çarpan üniversite tabelaları bunun göstergesi.

İstanbul Üniversitesi’nde Öğretim Üyesi hem de İstanbul Tabip Odası Başkanı Pınar Saip, üniversitelerin bölünmesiyle ilgili kararın aslında iki yıl önce YÖK tarafından alındığını, fakat ilgili üniversitelerin yetkili akademisyenlerinin bundan haberi olmadığını belirtiyor: “Bu, tepeden inme bir karar.“ TTB (Türk Tabipler Birliği) yöneticilerinin, yaptıkları barış çağrısı nedeniyle Ocak ayı sonunda gözaltına alınmalarından (15 Nisan) bir buçuk ay sonra, oda başkanlığı görevini üstlenmiş. Saip üniversitelerin bölünmesini, “Hem köklü kurumların yok edilmesi ve Cumhuriyet değerlerinin yok edilmesi, hem de şehir içindeki değerli arazilere el koyulması meselesi,“ olarak değerlendiriyor.

Dünyada öğrenci sayıları çok yüksek üniversiteler var

Bölünecek olan üniversiteler aynı zamanda tarihsel bir öneme sahip. İstanbul Üniversitesi’nin 600 yıllık bir geçmişi var. Modern anlamda kuruluş tarihi 1857’ye dayanan üniversitenin fakülteleri, 86 bin öğrencisiyle yeni kurulacak olan İbni Sina Üniversitesi’ne bağlanacak. İstanbul Üniversitesi’nin yarattığı çağrışımlar çok güçlü. Cumhuriyet’ten itibaren, parasız, özerk üniversite gibi daha birçok ülke sorunlarından kaynaklı öğrenci mücadelelerine sahne olmuş. Mekân ve ismiyle bütünleşen bir mücadele geleneği var. Cerrahpaşa Tıp Fak. 4.sınıf öğrencisi Yekta T., bu geleneğin şimdi tümüyle yok olacağını söylüyor. Aynı zamanda tasarıyı bir tehdit olarak nitelendiriyor: Bölünme bizim üniversitemizin varoluşuna çok ciddi bir tehdittir. Bu hem geçmişimizi hem de geleceğimizi elimizden almak isteyen bir yasa tasarısıdır.“

Hükümetin bölünme yasasına gerekçe olarak gösterdiği öğrenci sayısı fazlalığı ise, dünyadaki başka üniversitelerle karşılaştırıldığında inandırıcılığını yitiriyor. Pınar Saip: “Dünyada öğrenci sayıları çok yüksek üniversiteler var. Öğrenci sayısı 90 binin üstünde ve başarılı olan Roma Sapienza, Londra, Viyana Üniversitelerini sayabiliriz. Önemli olan eğitimin kalitesi ve öğrenci niteliğidir.“ ifadelerini kullanıyor.

TOKİ’ye bedelsiz olarak verilmiş“

Her ne kadar Erdoğan, İstanbul, Gazi ve İnönü üniversitesinin bölünmesine karşı çıkanları, “İdeolojik yaklaşım“la suçlasa da, getirilen yasanın ideolojik yönüne vurgu yaparak, asıl amacın, “Biat eden kurumlar yaratmak“ olduğu üzerinde ısrarla duruyor Saip. Ona göre söz konusu yasayla, üniversitelerin değerli arazileri de tehlike hattına giriyor. Üniversite arazileri devlete yakınlığıyla bilinen ya da TOKi gibi direkt devlete bağlı kurumlara veriliyor. Saip'e göre bu arazilerin toplamı neredeyse, 3 bin 685 dönüm, yani 5 bin top sahası kadarı TOKİ'ye bedelsiz olarak verilmiş. Üstelik buraların akıbetiyle ilgili de kimsenin bir fikri yok. Aynı şey, eğitim kaliteleriyle yurt dışında tanınan Boğaziçi Hacettepe, ODTÜ gibi üniversitelerin de mi başına gelecek kaygısı yaşanıyor.

Saip sözlerini şöyle bitiriyor;

“Bugün İstanbul, Gazi ve İnönü üniversitelerinin başına gelen yakında, İTÜ, ODTÜ, Ankara ve Hacettepe Üniversitelerinin de başına gelebilir. On yıllarda uygulananlar, güçlü kurum bırakmama ve eğitimi zayıflatma politikasının bir sonucudur. Nitelikten çok nicelik tercihidir.“

AYSEL SAĞIR, 2018-06-12
GERI
YAZAR HAKKINDA
Bağımsız gazeteciliği destekleyin. Bu proje icin bağışta bulunabilirsiniz.