İstanbul Havalimanı, 6 Nisan'dan itibaren tam kapasite hizmet vermeye başlıyor.
taz.gazete, İstanbul Havalimanı'nı mercek altına aldığı dosyada bu projenin insanlar, çevre ve ekonomi üzerindeki etkilerini inceliyor.

Daha fazla okumak için:
taz.atavist.com/istanbul-havalimani

İktidar, topluma “emniyet kemerlerinizi bağlayın ve çarpışmaya hazır olun“ mesajı veriyor.

Türkiye’de Godot’yu beklerken neler oluyor?

Türkiye'de yapılan araştırmaya göre toplum, bir konu dışında neredeyse her konuda kutuplaşmış durumda: „Suriyelileri evlerine göndermek.“

İRFAN AKTAN, 2018-02-26

Ankara’da dar bir sokakta iki otomobil kafa kafaya geldi. İki aracın şoförü de geri gitmeyi reddetti. Onların inadı dar sokakta arabaların birikmesine, korna seslerinin ve bağırış-çağırışların yükselmesine yol açtı. Gerilimin kaynağı olan şoförlerden biri diğerine hakaretamiz bir söz sarfedince kavganın eşiğine gelindi. Neyse ki orta yaşlı bir kadın tam o anda apartmandan dışarı çıkıp özgüvenli bir ses tonuyla herkesi karşılıklı bağrışmanın bu sorunu çözmeyeceğine ikna etti ve herkesi sakinleştirdi. Böylece her iki taraftaki otomobiller de geri geri gitti ve sokaktaki tıkanıklık kimsenin burnu kanamadan çözüldü.

Bilgi Üniversitesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Pınar Uyan Semerci ve Doç. Dr. Emre Erdoğan’ın Kasım-Aralık 2017 tarihleri arasında 16 ilde, 18 yaş üstü 2004 kişiyle derinlemesine görüşmelerden elde ettikleri sonuçlar, sokaktaki bu gerilim tablosunun Türkiye’ye genellenebileceğini net olarak ortaya koyuyor. Tanık olunan olayda Türkiye’ye genelleyemeyeceğimiz tek kişi, çatışmanın eşiğindeki tarafları sakinleştirip makul bir yönteme herkesi ikna eden orta yaşlı kadın.

Semerci ve Erdoğan’ın araştırması Türkiye’deki siyasi kutuplaşmanın toplumsal katmanlarda ne kadar keskin bir karşılık bulduğunu ortaya koyuyor. Çocuklarının başka bir partinin taraftarlarının çocuklarıyla oynamasını istemeyenlerin oranının yüzde 68 olması, hangi toplum için alarm zili anlamına gelmez ki? Araştırma, farklılıkların birbirine tahammül etme sınırlarının ürkütücü bir şekilde daraldığını gösteriyor. Araştırmaya katılanların yüzde 78.7’si kızının başka partiye oy veren aileye gelin olarak gitmesini veya o aileden gelin gelmesini istemiyor. Yüzde 73.7’si başka partiye oy veren insanlarla iş yapmak istemezken, başka parti taraftarıyla komşu olmak istemeyenlerin oranı da yüzde 69.6.

„Zeki ve cömert“, „ikiyüzlü ve bağnaz“

Katılımcıların çoğu kendi parti taraftarlarına en iyi sıfatları yakıştırıyor: “Ülke yararına çalışan“ (yüzde 92), “vatansever“ (yüzde 91), “onurlu“ (yüzde 90), “zeki“ (yüzde 84), “cömert“ (yüzde 83), “açık fikirli“ (yüzde 83).

Buna karşılık, bütün kötü sıfatlar da “diğer“ parti taraftarlarının özelliği olarak sayılıyor: “Ülkeye tehdit oluşturan“ (yüzde 86), “bencil“ (yüzde 84), “ikiyüzlü“ (yüzde 84), “zalim“ (yüzde 83), “kibirli“ (yüzde 80), “bağnaz“ (yüzde 74).

Yani toplumun yüzde 80’inden fazlası kendi partisinin taraftarlarının diğerlerine karşı ahlâki üstünlüğe sahip olduğunu, tüm olumlu sıfatların kendilerinde, olumsuz sıfatların da karşı tarafta toplandığını düşünüyor. Katılımcıların yüzde 50’si “karşı tarafın“ telefonlarının dinlenmesini desteklerken, onların basın açıklaması yapmasını, yürüyüş veya toplantı düzenlemesini, eğitim taleplerinde bulunmasını “uygun“ görmüyor.

20 Temmuz 2016’dan beri ülke genelinde uygulanan OHAL’le ilgili tartışmaları ise insanların yüzde 63.9’u sadece ailesiyle, yüzde 57.1’i yakın çevresiyle konuşurken, sosyal medyada bu konuyu tartışanların oranı Facebook’ta yüzde 26.7, Twitter’da ise yüzde 23.8. İnsanların en az yüzde 70’inin siyasi konularla ilgili görüşlerini kamusal alanda ifade etmekten geri durması, ifade özgürlüğü kısıtlamasının ne kadar etkili olduğunu gösteriyor.

Halkın yüzde 84.5’inin, Türkiye’nin komşu bir ülkeyle savaşa girmesinden endişe ettiğini gösteren araştırma yayınlandığı sırada (5 Şubat 2018) Türkiye çoktan Afrin’e yönelik savaşı başlatmıştı (20 Ocak 2018). Fakat o endişeli yüzde 84.5’in bu savaşa karşı herhangi bir reaksiyon göstermemesi de suskunluk sarmalının bir parçası olarak görülmeli. “Savaşa hayır“ dediği için en az 768 kişinin gözaltına alınması, (19 Ocak 2018 İçişleri Bakanlığı verileri) “vatan haini“ veya “terör destekçisi“ olarak yaftalanması, hükümetin bu suskunluk sarmalının kırılmasından duyduğu korkuyu da gözler önüne seriyor.

Öte yandan OHAL uygulamasıyla birlikte muhalif televizyon kanallarının hemen hepsinin kapatıldığı, iktidarın kontrolü dışında yayın yapmanın neredeyse imkânsız olduğu Türkiye’de insanların yüzde 79.9’unun bilgi kaynağının yine televizyon olduğunu da araştırmanın sonuçları ortaya koyuyor. Yani toplumun yüzde 80’e yakını “bilgiyi“ iktidar yanlısı televizyonlardan ediniyor.

Avrupa ve ABD'ye mesajlar

Araştırma sonuçlarından Avrupa ve ABD'ye önemli mesajlar var. Toplumun yüzde 28.4 Azerbaycan’ı, yüzde 12.1 de Rusya’yı “dost ülke“ olarak görürken, en büyük tehdit olarak ABD (yüzde 54.3) ve İsrail (yüzde 14) görülüyor. Avrupalı ülkelerin Türkiye’yi parçalamak istediğini düşünenlerin oranı ise yüzde 87.6! Toplumun yüzde 77.3’ü AB üyeliği için yapılan reformları ödün olarak görüyor. Toplumda en fazla AB üyeliği yanlısı olanlar ise yüzde 49 ile HDP taraftarları. Araştırmanın sonuçlarının ayrıntılarına şuradan ulaşabilirsiniz.

Peki bu kadar parçalanmış, kendinden olmayana tahammül edemez hale gelmiş, “dış güçlerden“ ve savaştan korkmuş bir toplumu birleştiren ne var diye sorulacak olursa, yanıt daha da hazin: Suriyeli mülteci karşıtlığı! “Suriyeliler evlerine gönderilmeli“ diyenler içinde AKP’lilerin oranı yüzde 83.2, CHP’lilerin yüzde 92.8, MHP’lilerin ise yüzde 88 ve HDP’lilerin yüzde 75. Oysa savaşın ilk yıllarında Suriyeliler ülkelerini terk etmeye başladıklarında AKP ülke sınırlarını açarak, “Müslüman kardeşlerimize kucak açıyoruz“ demişti. Kardeşliğin ömrü epey kısa sürmüşe benziyor.

Frene basmak yetmiyor

Araştırmayı gerçekleştiren Prof. Pınar Semerci ve Doç. Emre Erdoğan, yaptığımız söyleşide bu kadar derin kutuplaşmaya karşı herkesin „frene basmasının“ hayati önem taşıdığını söylüyordu.

Ankara’daki dar sokakta kafa kafaya gelen iki otomobilin şoförü, kendileri zarar görmemek için frene basmış ama “mağdur olmamak için“ geri gitmeyi reddetmişti. Farklılıkların birbirine tahammülünün kalmadığı bir toplumda frene basmak belki kazayı önler ama ilerlemeyi sağlamaz. Peki bu ülkede, Ankara’nın dar sokağındaki ihtilafı gideren kadın gibi, karşı karşıya gelenlerin çarpışmasını önlemek için önce frene basmalarını sonra da geri adım atmalarını sağlayacak güçlü bir toplumsal veya siyasal aktör ortaya çıkar mı?

İktidarın kendi taraftarlarına “emniyet kemerlerinizi bağlayın ve çarpışmaya hazır olun“ mesajı verdiği bir ortamda demokratik muhalefet ise “Godot“yu bekliyor. Oysa kimse çatışmayı önleyecek olan o kadının evinden çıkıp çıkmayacağını veya Samuel Beckett’ın oyunundaki “Godot“nun gelip gelmeyeceğini bilmiyor. Ve “Godot’yu Beklerken“ oyununun son diyaloğu tekrar edip duruyor:

Vladimir: “Gidelim mi?“

Estragon: “Hadi gidelim.“

Kıpırdamazlar.

Perde.

İRFAN AKTAN, 2018-02-26
GERI
YAZAR HAKKINDA