İstanbul Havalimanı, 6 Nisan'dan itibaren tam kapasite hizmet vermeye başlıyor.
taz.gazete, İstanbul Havalimanı'nı mercek altına aldığı dosyada bu projenin insanlar, çevre ve ekonomi üzerindeki etkilerini inceliyor.

Daha fazla okumak için:
taz.atavist.com/istanbul-havalimani

„Cumhuriyet cezaeviyle yönetilen bir ülkede muhalif bir gazete. Bunun sonuçları olmalıydı.“

Cezaeviyle yönetilen ülke

Cumhuriyet Gazetesi avukatı Tora Pekin, 9 Mart'taki duruşma öncesinde davayı yazdı; „Arkadaşlarımızı almak için bir kez daha duruşma salonunu dolduracağız.“

TORA PEKIN, 2018-03-08

Kimi ülkeler demokrasiyle, kimileri tiranlıkla yönetilir. Türkiye cezaeviyle yönetiliyor. Cezaevi, filmlerde gördüğünüz bireysel trajedilerin ötesinde bir anlama sahiptir. Mutlak bir yoksunluk dayatarak, sadece benliğinizi değil ait olduğunuz tüm toplumsal ilişkileri de hedef alır. Bir siyasetçinin tutuklanması, o partiyi ve siyaseti engellemek içindir. Bir akademisyenin cezaevine atılması, üniversiteyi susturmak içindir. Bir gazetecinin tutuklanması da tüm medyaya had bildirmektir. Cumhuriyet Gazetesi de cezaeviyle yönetilen bir ülkede muhalif bir gazete. Bunun sonuçları olmalıydı. Şu anda yaşadığımız bu. Kısaca hatırlayalım.

Bundan 495 gün önce, 31 Ekim 2016’da polis 13 Cumhuriyet mensubunu gözaltına aldı. “Üç ayrı terör örgütüne yardım etmek, onların propagandasını yapmak“ iddiasıyla 9 Cumhuriyetçi tutuklandı, diğerleri yurtdışına çıkışları yasaklanarak serbest kaldılar. Gazetenin yöneticilerinden Akın Atalay iki hafta sonra tutuklanacağını bile bile yurtdışından döndü ve tutuklandı. 30 Aralık 2016’da gazetenin muhabiri Ahmet Şık tutuklandı. 6 Nisan 2017’de gözaltına alınan gazetenin muhasebecisi Emre İper 18 Nisan’da tutuklandı.

Emre İper’le aynı zamanda gözaltına alınan gazetenin motokuryesi Yavuz Yakışkan ise 2 haftayı emniyette bir hücrede geçirdi. (İki hafta boyunca kimsenin kontrol etme gereği duymadığı bir yanlış telefon numarası nedeniyleymiş.) Arada gazetenin “çaycısı“ Şenol Buran cumhurbaşkanına hakaret suçlamasıyla Aralık 2016'da bir hafta tutuklu kaldı. İnternet sitesi yayın yönetmeni Oğuz Güven de girip çıkanlardandı. 12 Mayıs’ta tutuklandı, 14 Haziran’da serbest kaldı. İnternetin hızı adliyeye de yansıdı. Davası Kasım 2017’de sonuçlandı ve attığı üç tweet mesajı nedeniyle 3 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırıldı. İtiraz mahkemesi kararı onaylarsa tekrar hapse girecek.

Debelenerek zaman kaybetmediler

Böylece 24 Temmuz 2017’ye Cumhuriyet davasının ilk duruşmasına gelindiğinde manzara şuydu: Gazetenin genel yayın yönetmeni, genel müdürü, yayın danışmanı, kapak çizeri, ombudsmanı, kitap eki editörü, matbaa direktörü, bir köşe yazarı, bir muhabiri, iki avukatı ve muhasebicisi Silivri 9 nolu cezaevinde tutukluydular. Toplam 12 arkadaşımız. Davada sanık yapılan toplam Cumhuriyetçi sayısı ise 18'di. Temmuz’daki duruşmaların sonunda 7 arkadaşımız serbest kaldı. Yayın danışmanımız Kadri Gürsel 25 Eylül’de, Emre İper ise 29 Aralık’ta tahliye edildi. Üç kişi hala cezaevinde. Gazetenin genel yayın yönetmeni Murat Sabuncu (495 gün), Akın Atalay (488 gün) ve Ahmet Şık (434 gün).

Cumhuriyet davası ve 500 güne dayanan bu tutukluluklar ne anlatıyor? Ama bu soruyu sormadan önce şuna emin olun: Dosyanın savcıları, Cumhuriyet’in terör propagandası anlamına gelecek, şiddeti öven, şiddete çağıran tek bir satır yayın göstermediler. Gösteremezler de. Çünkü yok. Cumhuriyet ve şiddet yan yana gelmez. Onun yerine şunu iddia etti savcılar: Cumhuriyet eskiden “devletçi, ulusalcı, laikçiymiş“, bu tutuklanan arkadaşlarımız bu yayın çizgisini değiştirmişler. Şaka değil gerçekten iddia bu: Yayın çizgisini değiştirmek.

Cumhuriyetçiler bu saçmalığın içinde debelenerek zaman kaybetmediler. İddianamenin bu “temel“ suçlamasına karşı verdikleri cevap kısa ve özdü: “Size ne bizim yayın çizgimizden! Bunun hesabını sadece okurlara veririz.“ İşte iddia ve savunma, işte size davanın özeti. (Bu arada bu suçlamayı yönelten savcının kendisi meğer bir davada sanıkmış. FETÖ adı verilen örgüte üye olmakla ve daha bir sürü suçla suçlanıyormuş. Hakkında üç kez müebbet hapis cezası isteniyormuş. Ama şimdi bunu da yazarsam hiç inanmayacaksınız bana.)

Onlar adına utanıyoruz

Sorumuza geri dönelim. Cumhuriyet davası ve 500 güne dayanan bu tutukluluklar ne anlatıyor? Türkiye’deki tutuklu 150’yi aşkın gazeteci neyi anlatıyorsa, her bir gazetecinin tutuklanması neyi anlatıyorsa, onu anlatıyor elbette. İktidarın hoşuna gidecek hiçbir şey yazma, söyleme. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin basın özgürlüğüne yapılan haksız müdahaleleri tanımlarken kullandığı bir kavram var: “chilling effect“. Bir gazeteciye yapılan müdahale, o gazeteciyi otosansüre itebilir. Diğer gazeteciler üzerinde ise chilling effect yaratır. Yani yazmaktan, yayımlamaktan caydırabilir.

Eğer bir ülke cezaeviyle yönetiliyorsa, bunun başka bir sonucu olmaz. İktidar medyasını anmaya hiç gerek yok. Belki sadece şunu söylemeli, utanç verici! Onlara bakıp, onlar adına utanıyoruz. Onun dışında şu an Türkiye’de kendini iktidara iliştirilmiş görmeyen bir medya var. Utangaç bir şekilde de olsa gazeteci olduklarını söylüyorlar. Hatta kamu yararına yayın yaptıklarını iddia ettikleri bile oluyor bazen. Ama iktidara değmeden gazetecilik bir oximorondur ve 500 güne yakın tutukluluğun anlamı da budur. Gazeteciyi tutuklamak gazeteciliği hapsetmeye çalışmaktır.

Ama imkansız bir iş bu. Dünyanın her yerinde ve her zaman cesaretini yitirmeyenler varolmayı sürdürecek. Meksika’dan Rusya’ya, uyuşturucu kartellerinden kontrgerillaya, savaş bölgelerinden totaliter rejimlere canı pahasına gerçeğin peşinde koşanlar olacak. Cumhuriyet, o ailenin üyelerinden biri. Cezaeviyle yönetilen bir ülkede sadece işini yapmaya çalışıyor. Yani bastığı gazeteyi her gün okuruna ulaştırmaya. Bugünün dünden -500 gün önceden!- tek farkı var: Murat, Akın ve Ahmet’e duyulan sorumluluk.

Arkadaşlarımızı almak için bir kez daha duruşma salonunu dolduracağız; cezaevinin duvarında çatlaklar oluşturmak için.

TORA PEKIN, 2018-03-08
GERI
YAZAR HAKKINDA