İstanbul Havalimanı, 6 Nisan'dan itibaren tam kapasite hizmet vermeye başlıyor.
taz.gazete, İstanbul Havalimanı'nı mercek altına aldığı dosyada bu projenin insanlar, çevre ve ekonomi üzerindeki etkilerini inceliyor.

Daha fazla okumak için:
taz.atavist.com/istanbul-havalimani

„Şimdi normal hayatın içindeyim.“ Meşale Tolu serbest bırakıldığı günün ardından İstanbul'da.

„Sürecin en büyük destekçileri kadınlar oldu“

8 ayın ardından iki hafta önce tahliye edilen Alman gazeteci Meşale Tolu, Almanya'ya dönemiyor. Hapiste geçirdiği aylar, serbest kaldığı akşam, Türkiye ve Almanya üzerine konuştuk.

ALI ÇELIKKAN, 2017-12-29

8 ayın ardından ailenize kavuşmak nasıl bir histi? İlk akşamınızı nasıl geçirdiniz?

Oğlum benimle 6 ay Bakırköy'de kaldı ama son 2 aydır ayrıydık. Gecikmeli, krizli bir akşamdan sonra onlara kavuşmak beni çok mutlu etti. Sevinç ve tedirginlik; o gece biraz karışıtıktı. Hasret giderdik. Bir iki gece alışamadım, zorlandım. İçeride daha sıkı bir düzen var, dışarısı ilk iki gün daha zor geldi. Şimdi normal hayatın içindeyim. Ama elbette süreç hala devam ediyor, dava sürüyor.

Tahliye kararını nasıl karşıladınız? Ardından bir belirsizlik yaşandı. Tekrar tutuklandığınız yazıldı…Bu süreçte size neler söylendi? Birileri sizi burada tutmak isterken birileri de sizi sınır dışı etmeye çalışıyordu?

İlk mahkemede savunma yapmıştım ama savcı tahliye istememişti. Malum her zaman hukuk, adalet işlemiyor, beklemiyordum ama çok mutlu oldum. Hazırlığımı yaptım, arkdaşlarım benim için küçük bir veda yaptılar. Tahliye belgesi imzaladım ama sonra ikinci bir belge getirildi, yeni bir karar var: polise teslim edileceksin. „Sınır dışı mı?“ diye sordum, „Hayır“ dedi müdür. Beni 1 Mayıs öncesinde tutuklayan aynı 3 kişi, terörle mücadele ekipleri geldi, bir şeylerin yanlış gittiğini anladım. Siyah camlı arabaya bindirdiler, “ Yeni bir karar olduğunu, sınır dışı edileceğimi“ söylediler. Yani 2 farklı karar vardı. Yargının kararı daha üstün bir karar. Beni Ataköy'e götürdüler orası beni kabul etmedi. Fatih'e getirdiler. Sonra serbest kaldım.

Sınır dışı edilmeyi tercih eder miydiniz?

Mahkeme'de bu kararın çıkacağını düşünüyordum ama sınır dışı edilme ihtimali tekrar ortaya çıkınca- çünkü eşimin de yurt dışına çıkış yasağı var- ailemiz yine ayrılacaktı. Almanya'ya dönmek elbette sıkıntı değil, orası memleketim, orada doğdum, büyüdüm. Bana yasak koymasalar Almanya ve Türkiye arasında yaşamaya devam etmek isterim.

Bu 8 ay nasıl geçti? Hapisteki en mutlu anınız neydi?

Kartpostalların geldiği an. Başta 1-2 ay herhangi bir şey gelmedi. Sonra bir anda yüzlerce kartlar gelmeye başladı, kartların hepsi şimdi yanımda. Bu çok güzel bir duyguydu. Farklı ülkelerde yaşayan, çoğunlukla Alman kadınlar… Yani büyük çoğunlukla kadınlardı. Serkan için çizimler yapanlar, çocuk kitabı yollayanlar… Kadın dayanışması çok büyük bir dayanışma. Kadınların gücünü fazlasıyla hissettiğimi söyleyebilirim. Doğum günüm de aynı şekilde, mahkememden çok kısa süre önce, 9 Aralık'ta kutladık. İçerideki kadınlar benim için çok büyük bir pasta yapmıştı. Cezaevinde imkanlar sınırlı olsa da kantinden, oradan buradan bir şeyler bulmuşlar ve kocaman bir pasta yapmışlar.

Kadınlarla ortak bir hücrede kaldınız, oradaki durum, yaşadığınız arkadaşlıklar nasıldı? Zamanınızı nasıl geçirdiniz?

Koğuşta 20'ye yakın kadındık. Serkan daha gelmemişti, ona nasıl hazırlanabiliriz diye konuştuk. Onlar oyuncak bebekler yaptılar, pet şişelerden oyuncak arabalar yaptılar, Serkan ile eğlendiler. O süreci kolay atlatabilmemin en büyük destekçileri o kadınlar. Sonuçta siyasi bir koğuşta kaldım, siyasi sebeplerden tutuklananlar aynı koğuşa veriliyor. Tabii ki herkesin bireysel ilgi alanları, okumaları vardı. Sohbetler ediyorduk, ben İngilizce dersi veriyordum bir arkadaşa. Gitar öğrenenler oluyordu. Ayda bir türkü, eğlence günü düzenliyorduk.

Çalışmaya fırsat buldunuz mu?

ETHA editörü İsminaz Temel ve muhabir Havva Cuştan da benzer suçlamalarla tutuklanıp benim kaldığım koğuşa geldiler. Ekim ayından beri hala iddianameleri yok. Birlikte siyasal süreci değerlendirip, nasıl haberler yapılabiliriz dedik, ETHA'ya önerilerimiz oluyordu. Faaliyetlerimiz sürdü. Bedenen tutsaktık ama fikirlerimiz, düşüncelerimiz özgürdü; çalışmaya devam ediyorduk.

Oğlunuz Serkan ile birlikte cezaevinde olmanın zorlukları nelerdi? Türkiye’de cezaevlerinde yüzlerce çocuk var. Bir çocuk cezaevine alışabilir mi?

Eşim tutuklandıktan sonra (Suat Çorlu, Nisan ayında tutuklandı, Kasım sonunda tahliye edildi) 2 hafta onu ziyarete gittik. Serkan da sonradan cezaevine girince babasının nasıl bir yerde olduğunu anladı. Neden orada tutulduğumuzu anlamasa da, içinde bulunduğumuz durumun farkındaydı. Kapılar açılıyor, kapanıyor, belirli bir düzen var. Oyuncak yok… Hep „Onu nasıl mutlu edebiliriz?“ diye düşündük. Diğer koğuşlarda da çocuklar vardı. Duruma ayak uydurması için elimden geleni yaptım ama elbette cezaevi bir çocuk için uygun bir ortam değil.

Alman hükümetinin desteğini yeterli buldunuz mu? İlk tutuklandığınızda, durumunuz daha medyaya yansımadan önce de size destek oldular mı?

İlk 1 ay bana ulaşmaya çalıştılar ama ulaşamadılar, izin çıkmamıştı. 2. ayıma girmeden önce ilk görüşme gerçekleşti. O tarihten itibaren düzenli olarak her ay konsolosluk görevlileri tarafından ziyaret edildim. Dışarıdan bilgi verdiler, süreci yorumladılar. Büyükelçi Martin Erdmann da mahkemeler öncesinde 2 kez geldi, süreç boyunca yardımcı olduklarını söyleyebilirim. Tahliye edildiğim gece Büyükelçi ısrar etmeseydi belki de birkaç gün daha nezarethanede tutabilirlerdi. Orada büyük bir katkısı olduğunu düşünüyorum.

Örneğin hak savunucusu Peter Steudtner'in tahliyesinde Gerhard Schröder'in bir „anlaşma“ yaptığı öne sürüldü. Türk hükümeti tarafından yalanlamış olsa da, sizi için de benzer bir girişim olmuş olabilir mi?

„Almanya Meşale için daha çok şey yapsın, onu oradan koparıp alsın“ diyenler oldu. Diplomatik görüşmeler hakkında bilgi sahibi değilim…Schröder'in Eylül sonunda geldiği söyleniyor. Benim mahkemem de 11 Ekim'deydi ama sonuçta tahliye edilmedim. Böyle bir şey vardıysa belki bana da denk gelebilirdi.

Ya da belki anlaşma sadece Steudtner için geçerliydi…

Evet, belki de… Dediğim gibi bu konuda bir bilgim yok.

Sizin ardınızdan peder David Britsch de bırakıldı, önceki gün ismi açıklanmayan bir Alman vatandaşı daha cezaevinden çıktı. Türk hükümeti, Almanya ile yaşanan krizin aşıldığına yönelik ifadeler kullandı. Deniz Yücel de çıkınca iki ülke arasında her şey normalleşecek mi?

Bu konuda çok emin değilim. Erdoğan'ın da Perşembe günü ılımlı bir açıklaması oldu. Ama gazeteciler bırakılınca sorunlar çözülür mü? Bu kadar kolay değil bence. Bu 3 isim en tanınmış olanlar ama başkaları da var. Bir sürü yurt dışı çıkış yasağı olan Almanlar var. Keskin açıklamalar daha ılımlı hale geldi, herkes daha yumuşak davranmaya başladı. Deniz meselesini de göreceğiz, hala iddianamesi yok.

Türkiye özelindeyse, ülke OHAL altında, KHK'larla yönetiliyor. Biliyorsunuz yeni KHK ile „tek tip kıyafet kararı“ çıktı. Cezaevlerinde tutuklulara tek tip kıyafet giydirmek ve onları kimliksizleştirmek, onursuzca bir hareket. Süreç yumuşamadı, belki daha da sertleşecek.

Almanya’dan gelen destek, Ulm'dan eski hocalarınız kampanya başlattı, bunun sizin için özel bir anlamı var mıydı?

Ben Ulm'da doğdum büyüdüm, Üniversite için Frankfurt'a yerleşsem de tüm hayatım Ulm'de geçmişti. Üzerinden 11-12 yıl geçmiş, sözde değil gerçekten hatırlıyorlar. Bu beni çok duygulandırdı. Okulun açıklama yapması, tek tek yıllar sonra benimle gurur duyduklarını söylemeleri… Ulm'deki tüm dostlarım, onların komşuları, hepsinden kartpostallar geliyordu. Oraya gidebilmek, ailemle ve arkadaşlarımla kucaklaşmak istiyorum.

ETHA’ya verdiğiniz röportajda “Deniz Yücel için bir kamuoyu oluşmasaydı, belki bende de oluşmayacaktı“ dediniz. Hapisteki diğer gazeteciler için daha fazla ne yapılabilir?

İnsanlardan gelen destek, adıma kurulan dayanışma platformu, onların desteği müthişti. Deniz Yücel insiyatifinden de çok destek gördüm. Dayanışmanın moral açısından çok önemli bir etkisi olduğunu düşünüyorum, bu tüm gazeteciler için bir gerçek. Tutsak gazetecileri unutmamak, onlar hakkında yazmak çok önemli. Haksız yere orada olmadığını hissediyorsun.

Türkiye'de adaletin durumu ortada. 15 hatta 20 yıl ile yargılanmak, terör örgütü üyeliği… Bu suçlamanın sizde yarattığı etki neydi?

Yargılama devam ettiği için çok detaylara giremiyorum, ilk savunmamda birçok iddiayı çürüttüğümü düşünüyorum. Ben kendimi savunmaya devam edeceğim. Ne gizli tanık ifadesi hakkımdaki bu ağır suçlamanın altını doldurabilir, ne başka bir delil. 26 Nisan'da 3. duruşmam var, yurt dışına çıkış yasağımın kaldırılması için dilekçe vereceğim. Benimle ilgili suçlamalar 2-3 senel önceki olaylardı.. En yenisi 2015 Aralık olmalı, ki anma ve cenazelere katılmama rağmen herhangi bir gözaltı olmamıştı. 1 Mayıs'tan hemen önce beni aldılar. Demek ki o zaman göze çarpmışım. Bunun da ETHA'dan dolayı olduğunu düşünüyorum.

Şimdi sizi bekleyen nedir? Bir sonraki duruşma 26 Nisan 2018'de, en azından bu tarihe kadar Türkiye'de kalmak zorundasınız.

Zorla buradayım gibi hissetmiyorum. Hakkımda ağır bir suçlama var ve bunun mahkemesi, duruşması, savunması olacak. Her hafta imza atmam gerekiyor. Ama hayatıma kaldığım yerden devam ediyorum. Mahkemeye hazırlık dışında normal hayatımı yaşıyorum.

Türkiye’deki mevcut şartlar altında gazetecilik ve aktivizm arasındaki ayrım giderek kapanmış durumda. Sizi aktivist olarak görenlere neler söylemek istersiniz?

Ben sadece gazeteci ya da çevirmen değilim. Sosyalist bir basını tercih edip çalışmamın bir sebebi var. Ben haksızlıklar karşısında sessiz kalan biri değilim. Oğlum için iyi bir dünya istiyorsam bunu tüm çocuklar için istemem lazım. Bu çizgide olduğum için aktivist diyorlarsa diyebilirler, bu her vicdanlı insanın görevidir. Bazıları gazeteciliği sadece bir meslek olarak görüyorlar, önlük gibi giyip çıkartabiliyorlar. Ben böyle görmüyorum. İnsanlardan yana, toplumdan yana, halktan yana taleplerde bulunmamız önemli.

ALI ÇELIKKAN, 2017-12-29
GERI
YAZAR HAKKINDA