İskenderpaşa Mahallesi, Sur, Diyarbakır.

Bir savaştan diğerine

Resmi rakamlara göre Diyarbakır’da 35 bin Suriyeli yaşıyor. Çeşitli vakıflar ve gönüllüler, yaşama tutunmaya çalışan mültecilere destek olmaya çalışıyor.

BIRCAN DEĞIRMENCI, 2017-04-03

Sur’daki yıkımdan sonra aldığı darbelerle ayakta kalmaya çalışan İskenderpaşa Mahallesi’nin sokaklarındayız. Her sokakta, her evde kimlerin oturduğunu yakından bilen muhtar Ali Ürün, bizlere burada Suriye’deki savaştan kaçan birçok ailenin bulunduğunu ve onların yardıma muhtaç olduklarını söylüyor. Elimize tutuşturduğu beş adresi arıyoruz.

Üzerine yapılan kaçak katlarla yükseltilen evlerle, dokusu bozularak iyice daraltılan sokaklarda yanımızda Ahmad ve Ruken’le ilerliyoruz. Sırtını duvara yaslayıp sigara içen bir gence, Telgrafhane 3. Çıkmaz Sokak’ın nerede olduğunu soruyoruz.

Kafasını kaldırıyor, kızarmış ve baygın gözlerle bakarak birine sesleniyor; “Cengizz, hele bak bunlar hangi çıkmazı soruyor?“ Cevabı alamayacağımızı anlayıp yolumuza devam ederken, Cengiz arkamızdan gelerek, “Öyle birine sordunuz ki adamın kafası 10.çıkmazda. Şu anda uçuşa geçmiş, nereden bilsin?“ sözleriyle bizimle dalga geçiyor.

Bununla kalmayıp diğer gençler de katılıyor şakalaşmaya. “Vali beye sorun o bilir“ diyerek karşıdan gelen çizgili takım elbiseli genç birini işaret ediyorlar. “Ulan iyi ki bugün bir takım elbise giydik“ diyen gençle birlikte gülmeye başlıyorlar.

Diyarbakır ikinci bir ev

Ahmad Malla Muhammed 25 yaşında. Halep’te hukuk fakültesi son sınıf öğrencisiyken şiddetlenen çatışmalardan kaçarak 2012 yılında Halep’ten Kamışlı’ya oradan da Batman’a geliyor; okulunu, çok sevdiği ülkesini ve arkadaşlarını geride bırakarak.

Batman’da bir buçuk yıl kaldıktan sonra bu kez Diyarbakır’a geliyor. Notları İstanbul ya da Ankara’daki üniversitelerde okumasına yetecek yükseklikte olmasına rağmen Diyarbakır’da okumayı tercih ediyor. Dicle Üniversitesi’nde Hukuk Fakültesine kaydını yaptırıyor. Suriçi’nde Hasırlı Mahallesi’nde ev tutuyor ancak burası da hareketlenince bu kez Bağlar’a taşınıyor.

Ahmad, Türkçeyi sokakta öğreniyor ve ardından Toplum Gönüllüleri Vakfı’nda çalışmaya başlıyor. Kentte yaşayan mültecilere ulaşıyor. “Gittiğimiz evlerde artık „merhaba“ demelerinden bile Kürt, Arap ya da çingene olduklarını ayırt edebiliyorum. Buna göre kimisiyle kapıdan görüşüp gidiyoruz, kimisiyle de eve geçip sohbet ediyoruz.

„Karşılaştığımız durumlar elbette bizleri derinden etkiliyor ancak savaşın acımasızlığına o kadar fazla kez tanık olduk ki artık olaylara daha sakin ve soğukkanlı yaklaşıyorum“ şeklinde konuşuyor. Ahmad, hayatının geri kalan kısmına Diyarbakır’da devam etmek istiyor; “Ben kendimi buraya ait hissediyorum. Ben yolumu çizdim. Okulumu bitirdikten sonra da burada çalışmaya devam edeceğim“ diyor.

Bilinmezlikle dolu bir hayat

Ruken Şeyhmus ise Suriye’nin Şam kentinden beş yıl önce Diyarbakır’a gelmiş. “Çok zor geldi önceleri. 17 yaşındaydım. Ülkeni, evini, okulunu, arkadaşlarını, yatağını geride bırakıyorsun. Yepyeni ve bilinmezlikle dolu bir hayata başlıyorsun. Sosyal çevre edinip, dil sorununu çözdükten sonra alışmaya başladım“ ifadelerini kullanıyor Ruken.

Diyarbakır’a geldikten sonra Toplum Gönüllüleri Vakfı’yla tanışıyor ve burada çalışmaya başlıyor. Diyarbakır’da yaşayan mültecilere ulaşmak onu rahatlatıyor. Mültecilere sağlık aracılığı için tercümanlık yapan Ruken, “Kendi yaralarımızı kendimiz sarmaya çalışıyoruz“ diyor. Ruken, üniversite okumak için Yabancı Öğrenci Seçme Sınavına hazırlanıyor.

Sonunda aradığımız yeri buluyoruz. İki katlı evin üst katında asılı bir pankartta “Surların Bağrında Güller Açıyor“ sloganıyla Sosyal Destek Programı (SODES)’nın bir ilanı var: “Kız Kuran kursu dersleri verilir“.

Savaştan kaçan bir mülteci olmanın ağırlığı

Kapıda bizi Fadıl Muhammed Ali adındaki yaşlı adam karşılayıp içeri davet ediyor. İki odalı evin birinde kumaş parçaları, dikiş malzemeleri olduğunu görüyoruz. Diğer odaya geçtiğimizde sıvası akmış duvarlar, pencere koluna asılı ekmek torbası, Arapça müzik çalınan eski bir televizyon, yanan odun sobasının yanında sünger yatağın üzerinde engelli bir çocuğun yattığı çarpıyor gözümüze. Oğluymuş Fadıl’ın.

„Adı Rafet“ diyor. 9 yaşındayken geçirdiği bir havale sonucu felç kalmış. Nereye götürmüşlerse derman bulamamışlar. Rafet şimdi 22 yaşında. Zayıflıktan kemikleri sayılıyor, konuşamıyor, yürüyemiyor.

Ailenin Rafet dışında 6 çocuğu var. Ardından elinde çay tepsisiyle Fadıl’ın eşi Nebiha Muhammed giriyor içeri. 5 yıl önce Suriye’deki savaştan kaçıp gelmişler Diyarbakır’a. Ülkelerinde terzilik yapıyorlarmış. Burada da devam etmeye çalıştıklarını anlatıyor. Sur’daki çatışmalar başlayınca soluğu İstanbul’da almışlar.

Yolunu, dilini bilmedikleri İstanbul’un yaşam şartları onları zorlayınca tekrar Diyarbakır’a dönmüşler. İki kızları porselen fabrikasında çalışıyor. Nebiha anlatırken Fadıl oğlu Rafet’le ilgileniyor. Rafet için sadece bez yardımı aldıklarını söylüyor. Hastane raporlarını gösteriyor. Anlattıklarıyla odanın havası iyice ağırlaşıyor. Savaşın paramparça ettiği hayatlar, yoksulluk, mülteci olmak, bu tek karede toplanıyor.

Genç Mültecileri Destekleme Projesi

Görenin, duyanın ne kadar az olduğunu düşünürken Ahmad ve Ruken’e bakıyorsunuz. Pırıl pırıl iki genç. Onlar bunu görmeye, duymaya, duyurmaya çalışanlardan. Onlar da aynı coğrafyadan gelenlerden. Zira coğrafya kaderdi ve belki de keder…

Resmi rakamlara göre Diyarbakır’da 35 bin mülteci yaşıyor. 2002 yılında kurulan Toplum Gönüllüleri Vakfı gençlerin gönüllü olarak sosyal sorumluluk çalışmalarına katılmasını sağlayarak kişisel gelişimlerine katkıda bulunuyor.

Haziran 2015’te ise Genç Mültecileri Destekleme Projesi başlatıldı. Proje; Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) Türkiye, Toplum Gönüllüleri Vakfı, Sağlıkta Genç Yaklaşımlar Derneği (Y-PEER Türkiye) ortaklığıyla yürütülen gençlerin güçlenmesine yönelik bir proje. Proje Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği İnsani Yardım Ofisi (ECHO) tarafından destekleniyor.

Bu projeyle amaç; 18-30 yaş arası gençlere ulaşarak onları desteklemek, fiziksel ihtiyaçlarını karşılamak, Türkiyeli ve Kürdistanlı gençleri bir araya getirerek kaynaştırmak. Suriyeli ve Türkiyeli gençlerin bir arada olduğu bu merkezde bilgisayar, dil eğitimleri (Türkçe, Kürtçe, Arapça, İngilizce) mesleki, sanatsal, kültürel ve sportif kurslar veriliyor.

Kadınlara ve gençlere destek

Vakıfta aralarında psikolog, hemşire ve üniversite öğrencilerinden oluşan 10 kişi, bu proje için çalışıyor. Mültecilerle çeşitli atölye çalışmaları yapılıyor. Atölyelerde dersleri verenler yine mülteciler. Gençleri Yabancı Öğrenci Seçme Sınavı’na hazırlıyorlar. Haftanın en az 4 günü önceden tespit edilen adreslerde, psikolog ve hemşire eşliğinde saha çalışması yapılıyor.

Hastalığı olanların sağlık hizmetlerine ulaşabilmesi sağlanıyor, merkeze davet ediliyorlar. Haftada bir yapılan etkinliklerde proje üretiliyor. Dikiş kursları da verilen atölyelerde kadınlar üreme sağlığına ilişkin bilgilendiriliyor. Ayrıca içerisinde kadınların üç aylık kişisel bakım ihtiyaçlarını karşılayacak malzemelerin bulunduğu hediye veriliyor.

Projeye finansal destek veren UNFPA, her kadının, erkeğin ve gencin sağlıklı ve eşit bir hayat sürmesi uğruna çalışıyor. UNFPA, 40 yıldan uzun bir süredir Türkiye’de; özellikle kadınların ve gençlerin ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde üreme sağlığının iyileştirilmesi, toplumsal cinsiyet eşitliğinin desteklenmesi ve kadın statüsünün güçlendirilmesi konusunda çalışmakta.

BIRCAN DEĞIRMENCI, 2017-04-03
GERI
PAYLAS
YAZAR HAKKINDA
Bağımsız gazeteciliği destekleyin