Patlamadan önce.

İkinci yılında Suruç Katliamı

„Suruç Katliamı’nın hesabının sorulması için mücadele etmek, Türkiye’de devlet eliyle oluşturulan terör politikalarına karşı durmak demektir.“

MEHMET LÜTFÜ ÖZDEMIR, 2017-07-19

2015 yılında benim gibi Gezi eylemlerine katılan insanlarla birlikte , üzerimizde çakı bile olmadan Kobane’ye doğru yola çıkmıştık. Türkiye’de barış ve demokrasi isteyen bizler, Rojava’da insanlık değerlerini korumak için DAEŞ çeteleri ile mücadele edenlerle ve savaştan etkilenen insanlarla dayanışmak için bir köprü olmayı amaçlıyorduk.

Bu köprüyü kurmamız, Şanlıurfa'da, sınıra 44 km uzaklıkta olan Suruç ilçesinde engellendi. 20 Temmuz 2015 günü öglen saat 12'de, Amara Kültür Merkezi önünde basın açıklaması yapan insanları fotoğraflarken, birkaç metre önümdeki kalabalığın tam ortasında bir bomba patladı. Suruç katliamı, üzerinden iki yıl geçmiş olmasına rağmen hala aydınlatılmış değil.

7 Haziran 2015 seçimlerine giden süreçte, Türkiye'de demokrasiye sahip çıkan insanlar biraraya gelmeye başlamış, yaratılmaya çalışılan baskıcı düzenin demokratik yollarla kırılabileceği hissedilir hale gelmişti. Seçimlerden iki gün önce, HDP'nin 5 Haziran 2015 tarihindeki Amed mitinginde patlayan bomba, başlayan yeni dönemin habercisiydi. Önceden alınmış olan istihbarata rağmen meydana gelen Suruç Katliamı'ysa, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve AKP'nin iktidarı kaybetmemek uğruna göz yumabileceklerinin sınırının olmadığını gösterdi. Bu tarihten sonra ülke, ardı arkası kesilmeyen terör saldırılarıyla kan gölüne döndü.

Suruç katliamı aydınlatılırsa…

Suruç’ta çoğu gencecik olan 33 insan, DAEŞ tarafından düzenlenen ve canlı bomba tarafından gerçekleştirilen saldırıda katledildi, yüzlerce insan yaralandı. Bunu hem o saldırıdan yaralı kurtulmuş biri olarak, hem de adalet arayan biri olarak söylüyorum: Suruç Katliamı davası gerçekten bağımsız ve adil bir şekilde sonuçlanırsa eğer, AKP, MİT ve DAEŞ ortaklığı belgelenmiş olacaktır.

Suruç için adaletin yerine getirilmesi Ankara Katliamı başta olmak üzere tüm katliamların aydınlatılabileceği anlamını da taşıyor. Belki de Erdoğan’ın LAHEY’de Uluslararası Adalet Divanı'nda yargılanmasının yolunu açacak davalardan biri ve en önemlisi Suruç Katliamı Davası’dır.

İstihbarata rağmen önlenemedi

Suruç Katliamı'nın ilk duruşması, 4 Mayıs 2017 tarihinde Şanlıurfa’nın Hilvan ilçesinde bulunan Cezaevi Kampüsü’nde, asker kontrolünde gerçekleşti. Katliamdan 21 ay sonra gerçekleşen ilk duruşma sanıksız yapıldı. Bu yüzden iddianame okunmadı. Duruşmayı takip eden ETHA muhabiri Pınar Gayıp gözaltına alınarak haber yapma hakkı elinden alındı. Bugüne kadar 5 defa savcısı değiştirilen Suruç Katliamı davasına 18 ay boyunca gizlilik kararı uygulandı. Dosyadaki gizlilik kararı bir anlamda devlet ve DAEŞ ortaklığını gizleme kararıydı.

Saldırıdan bir ay kadar önce, 16 Haziran’da Suruç Emniyet Müdürlüğü’ne bombacı hakkındaki 'terör nitelikli aranan şahıs’ kaydının ulaştığı ortaya çıkmıştı. Buna rağmen intihar bombacısına karşı bir önlem alınmadı. Emniyet güçleri, bunun yerine Kobane halkıyla dayanışmak için ellerinde oyuncaklar ve fidanlarla Suruç’a gelen 318 insana karşı önlem alarak katliama zemin hazırladı. Dönemin Suruç emniyet müdürü Mehmet Yapalıal'a ise 12 ay taksitle 7.500 tl para cezası verildi.

Katliamın öncesi ve sonrasında gelişen tüm hukuksuzluklar görmezden gelindi. Davanın gizliliği ve yargılanacak bir sanık olmayışı davanın zamana yayılmasına ve unutulmasına zemin hazırlıyor.

„Dava sanıksız ve failsiz bırakılmak isteniyor“

Suruç katliamına ilişkin davanın ikinci duruşmasıysa, 14 Temmuz’da yine Urfa’nın Hilvan ilçesindeki T Tipi Cezaevi kampüsü salonunda görüldü. Suruç katliamının tek tutuklu sanığı Yakup Şahin, duruşmaya getirilmedi. Görüntülü yayınla duruşmaya katılan Şahin'i gören aileler „Çocuklarımızın katilisin“ diye tepki gösterdi. Duruşma 13 Kasım 2017 tarihine ertelendi. Üzerinden iki yıl geçen Suruç Katliamı’nın davasına bakan avukatlardan Gülhan Kaya, “Soruşturma nasıl büyük bir ciddiyetsizlikle başladıysa yargılama süreci de aynı ciddiyetsizlikle devam ediyor“ dedi. Avukat Sevda Çelik Özbingöl ise, dosyanın sanıksız ve failsiz bırakılmak istendiğini söyledi.

Suruç’tan sonra katliamın araştırılması için TBMM’ye verilen önerge AKP ve MHP milletvekilleri tarafından reddedildi. Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu ise kendini patlatan bombacıların „yakaladığını ve adalete teslim edildiğini“ söylemişti.

Devlet geçmişiyle yüzleşmeli

Türkiye Devleti geçmişteki Ermeni, Zilan ve Dersim soykırımları ile yüzleşmedi. Hala bu soykırımları inkar eden bir politika yürütüyor. Roboski, Amed, Suruç, Ankara, Gaziantep, Cizre ve Sur katliamları Türkiye Devleti'nin inkarcı ve soykırımcı tabiatının günümüzdeki örnekleridir.

Dolayısıyla Suruç Katliamı’nın hesabının sorulması ve adalet için mücadele etmek, Türkiye’de savaş ve devlet eliyle oluşturulan terör politikalarına karşı durmak demektir. Diktatörlüğe karşı barış ve demokrasi için mücadele etmek demektir.

MEHMET LÜTFÜ ÖZDEMIR, 2017-07-19
GERI
YAZAR HAKKINDA
Bağımsız gazeteciliği destekleyin. Bu proje icin bağışta bulunabilirsiniz.