İstanbul Havalimanı, 6 Nisan'dan itibaren tam kapasite hizmet vermeye başlıyor.
taz.gazete, İstanbul Havalimanı'nı mercek altına aldığı dosyada bu projenin insanlar, çevre ve ekonomi üzerindeki etkilerini inceliyor.

Daha fazla okumak için:
taz.atavist.com/istanbul-havalimani

„Born in the Purple“ – Viron Erol Vert sergisi.

Mor içinde doğmak

Sanatçı Viron Erol Vert'in sergisi, sanatçının hayatında yaşadığı kişisel anıları tekrardan canlandırırken, aynı zamanda toplumun paylaştığı ortak kaderi de hatırlatıyor.

INGO AREND, 2017-08-11

Sergi alanına girdiğinizde gördüğünüz resimde hayat dolu, yaşlıca bir hanım, bir eğlence mekanında erkeklerin arasında oturuyor. Masasının önündeyse kafasını arkaya doğru eğen bir dansöz var. İlk bakışta Türkiye’nin 70’li yıllarından olduğunu tahmin ettiğiniz bu kare, aslında farklı bir kültüre ait. Çünkü resimde gördüğümüz keyifli hanımefendi Yunan ve İtalyan kökenli.

Sanatçı Viron Erol Vert’in büyükannesi Mafalda’nın İstanbul’daki evi, Vert'in Marcel Proust’u hatırlatan duygusal yolculuğunun başlangıç noktası. 1975 Almanya doğumlu sanatçı, çok kültürlü bir semt olan Osmanbey’deki Sebat Apartmanın mobilyaları ve diğer kalıntıları, ailesinin geçmişini ve toplumdaki güç ilişkilerini anlamak için kullanmış. Bu eşyalar, “Born in the Purple“ sergisine konu olmuş.

“Her insan kapalı bir kutuya benzer“

12 duraktan oluşan sergi alanında bazen şişe standı, eski kartpostallar veya fotoğraflar gibi objeler yer alıyor, bazen de Vert o objeleri kendi tasarlıyor. Büyükannesinin küçükken kulağına fısıldadığı “Enos anthropos ine ena klisto kouti“ – “Her insan kapalı bir kutuya benzer“ anlamına gelen cümleyi, sanatçı tahta ve metal kutularla yaptığı heykelle canlandırmış.

Vert'in aranjmanları, hayatında yaşadığı kişisel anıları tekrardan canlandırıyor. Bazı eserler ise, toplumun paylaştığı ortak kaderi hatırlatıyor. Mesela Vert’in amcasının 1945 yılından kalma evrakları, Türkiye'deki hükümetin 40’lı yılların başında Müslüman olmayan azınlıklardan aldığı varlık vergisini ve onların ülkeden nasıl sürüldüğünü belgeliyor.

“Mor içinde doğmak“

Vert her ne kadar kurgulanmış, yeniden hayat bulmuş objelere yer verse de “Born in the Purple“ aslında klasik bir sergi değil. Sanatçı geçtiğimiz ilkbaharda Galerie Wedding’de hazırladığı uyku laboratuvarı ve rüya enstitüsü sergisi “Dreamatory“ ile yeni alanlar bulma yeteneğini göstermişti. Ziyaretçiler galeride bulunan yataklarda rüyalarını not alabiliyor ve uzmanlarla paylaşabiliyordu.

Sanatçı en yeni projesinde sergiye ismini veren “mor içinde doğmak“ terimini metafor olarak kullanıyor. Metafor, Bizans İmparatorluğu’nun Boğaz’daki eski sarayında bulunan, duvarları mor taşlarla dizili olan ve içine tahta çıkacak bebeklerin doğduğu odaya bir gönderme.

Demokratik bir alan

Serginin “Porphyra Club“ bölümü, Vert'in büyükannesinin Osmanbey'deki evinden gelen iki ihtişamlı avizeyle aydınlatılıyor. “Porphyra Club“ yemek ve müzik eşliğinde Bizans tarihinden Berlin mahallelerindeki oturma izni konusuna kadar birçok sorunun tartışıldığı bir yer. Böylece “mor içinde“ doğuştan yönetim hakkına sahip olanların odası, herkesin bu hakka sahip olabileceği demokratik bir alana dönüşüyor. Bu aristokrat konsept, mekanın eşitlikçiliğiyle tezat oluşturuyor.

HTW Berlin’de Moda Tasarımı okuyan Vert, aynı zamanda Weißensee Sanat Yüksekokulunda “Deneysel Yüzeyler“ departmanından geliyor. Burada öğrendiği drape sanatı, sergideki ışık tasarımlarından kendini belli ediyor.

Onun kullandığı mor rengi daha çok LGBTİ+ sembolünde kullanılan menekşe moruna doğru kayıyor ve mantığı çağrıştıran nane yeşili ile tamamlayıcı bir özellik taşıyor.

Cam kutu içinde solan buketler

Prensip olarak sadece grup sergilerine ev sahipliği yapan Kreuzberg Sanat Merkezi, Vert için bu prensipten vazgeçmiş- haklı sebeplerden ötürü. Kültürel kimlik çalışmaları ve Alman-Yunan-Türk göçebe kimliğiyle geniş bir yelpazeye sahip olan Vert, şu an Berlin'de bulunan en enteresan sanatçılardan biri.

Ziyaretçilere serginin başlarında karşısına çıkan homojen, ulusal kimlik olgusu daha sonra farklı kültürlerin birbirine bağlı olduğu biyografilerle, tabirlerle, deyimlerle ve Vert’in canlandırdığı küçük fetişlerle gerçeklikten uzak bir hal alıyor.

Bir cenazede veya düğünde görülen çiçek buketlerini çevreleyen cam kutu, Atatürk’ün “Ne Mutlu Türküm Diyene“ sözünün yazdığı rozetlerle süslenmiş. Bugün Türkiye'deki AKP hükümeti de otoritesini yapılandırmak adına Atatürk'ü kullanıyor. Bu çiçekler, şu an Türkiye’nin gerçeklerini birebir yansıtmasa da, ülkede yaşananları anlamak için bir sembol olarak düşünülebilir. Fakat sergi bittiğinde ve gerçek hayata döndüğümüzde, o buketler artık solmuş olacak.

Viron Erol Vert'in „Born in the Purple“ sergisi, 27 Ağustos’a kadar Kunstraum Kreuzberg'de.

INGO AREND, 2017-08-11
GERI
YAZAR HAKKINDA
Bağımsız gazeteciliği destekleyin. Bu proje icin bağışta bulunabilirsiniz.