Benim bedenim devletin kararı

Natrans kadınların ürememe hakkını gasp eden ve doğurmayı teşvik edici politikalar uygulayan devlet, trans kadınların ise kimlik değiştirme, üreme ve annelik haklarını engelliyor.

BURCIN TETIK, 2019-03-08

Türkiye’de kadınların bedenlerine müdahale eden sistemin kendini en çok gösterdiği alanlardan biri, üreme organlarını kontrol mekanizmaları. Konu bedenlerine dair kararlar vermek olduğunda, Türkiye’deki tüm kadınlar cis-heteroseksüel erkek odaklı sağlık sisteminin mağduru. Bazı kadınların yasal kürtaj ve doğum kontrolü hakları gasp edilirken, başka kadınların da çocuk sahibi olma hakları ve bedensel özerklikleri saldırı altında. Sağlık sistemi ve yasalar, hem trans hem de cis kadınların bedenleri üzerinde “Benim bedenim, benim kararım“ sloganıyla tamamen zıt politikalar uyguluyor.

Türkiye’de kimliğindeki cinsiyet hanesini değiştirmek isteyen trans kadınlar, devletin üreme haklarına müdahalesiyle karşılaşıyorlar. Tıp fakültesi 5. Sınıf öğrencisi Canan Yıldız*, bu süreçlerin nasıl işletildiğine hem profesyonel hem de kişisel olarak tanıklık eden trans bir kadın. Katıldığı kadın hakları konulu medikal seminerlerde hep natrans kadın bedenlerinden bahsedildiğini, doğum izni, kürtaj hakkı gibi konular tartışılırken trans kadın bedenlerinin gündeme gelmediğini gözlemliyor. Bunun en temel sebebini tıp eğitiminde lgbti+ kişilerden bahsedilmemesi ve mezun olan doktorların translık konusunda son derece bilgisiz oluşu olarak görüyor: “Sokaktan geçen birine sormaktan farkı yok, profesörler bile hiçbir şey bilmiyor.“

Yıldız, trans kadınlara kimlik almak için zorunlu kılınan genital ameliyat sürecini şöyle detaylandırıyor: “Ameliyat sonrasında mahkeme doktor raporunu yeterli bulmuyor. İlk raporun alındığı hastaneden farklı olan ikinci bir üniversite hastanesinden rapor istiyorlar. Oradaki doktor da kişinin vajinasını inceliyor, derinlik var mı diye bakıyor.“

Tıp fakültesindeki hocası derste kendi yaptığı ameliyattan kesitler göstererek vajina derinliğiyle bir başarı olarak övünmüş. Cinsiyet uyum ameliyatı yapan doktorların da mahkemenin de kafasını taktığı nokta aslında bu: Bu kadının vajinası onu kadın olarak tanımamız için yeterli derinlikte mi? Yıldız bu tür muayenelerin son zamanlarda daha makul olduğunu, eskiden kadınların vajinalarının santim santim ölçüldüğünü ve kimlik alma hakkının bu santimlere bağlı olduğunu anlatıyor. Derinlik meselesinin de kadınların erkeğe cinsel hizmet sunacak nesneler olarak görülmesiyle alakalı olduğunu düşünüyor.

Ameliyat resmî cinsiyet değişimi için yasal zorunluluk

Anayasa mahkemesi Mart 2018’de trans kişilerin nüfus cüzdanını değiştirebilmek için Medeni Kanun’un 40. Maddesinde bulunan “üreme yeteneğinden sürekli biçimde yoksun olma“ şartını kaldırdı, fakat „ameliyat olma şartının iptali“ istemini reddettmesi de pratikte aynı sonuca yol açıyor. Ameliyat gibi kişinin özel kararı olacak bir mesele, halen cinsiyet hanesinin değişimi için yasal bir zorunluluk.

Türkiye’de cinsiyet geçiş süreci ancak üniversite hastanelerinde başlatılabiliyor: İstanbul’da Cerrahpaşa, Çapa ve Marmara Eğitim ve Araştırma Hastaneleri’nde bu hizmet mevcut. Ancak Yıldız, süreç hakkında bilgili olan ve pratikte uygulamaya döken tek hastanenin Cerrahpaşa olduğunu, buradaki doktorların da artık trans kadın danışan istemediklerini anlatıyor. Doktorlar randevu vermedikleri için sürece başlamak neredeyse imkansız hale gelmiş durumda. Hastane koridorlarında bekleyerek, geçiş süreci doktorunu bulup ona yalvararak randevu alabilenler olduğunu söyleyen Yıldız, doktorun bu kişilere “Peki gel ama kimseye söyleme“ dediğini aktarıyor ve “Bu kadar trans kadın nereye gidecek?“ diye soruyor.

Hastanelerdeki beden bütünlüğü ihlalleri de büyük bir sorun. Geçiş sürecine başlamak için jinekoloji, üroloji, psikiyatri, genetik, endokronoloji ve plastik cerrahi olmak üzere altı farklı bölümden rapor alınması gerekiyor. Gıda mühendisi olarak çalışan 35 yaşındaki Merve Çelik*, hastanelerde mahremiyetinin defalarca zedelendiğini anlatıyor: “En travmatiği kadın doğum bölümünde yaşadıklarımdı. Çok özel sorular sordular, sevgilim olup olmadığına, ilişki yaşayıp yaşamadığıma dair. Ben oraya gittiğimde soyunacağımı da bilmiyordum.“

Rapor almaya çalıştığı eğitim araştırma hastanesinde üç farklı bölümde çırılçıplak soyunmak zorunda bırakıldığını, onlarca stajyer tarafından vücudunun her yerinin incelendiğini aktarıyor. “Translığımın bütün bunlarla ne ilgisi var?“ sorusuna aldığı yanıt “Bizimle ilgisi olmasa da prosedür olarak bunlardan geçmek zorundasın“ olmuş. Üroloji bölümünde doktorun öncesinde hiçbir bilgi vermeden, aniden “göğsünü sıktığını“ ifade eden Çelik, kendisini çok rahatsız hissetmiş: “Soyunun diyorlar, soyunuyorsunuz. Özel bölgelerinizi elliyorlar.“ Sonrasında genital boyunu ölçmek istediklerinde direnmiş ve izin vermemiş.

Aynı zamanda cinsiyet uyum ameliyat talebinin reddedildiği durumlar da oluyor. Tekirdağ 2 No'lu F Tipi Kapalı Cezaevi'nde tutulan trans kadın tutuklu Buse, 31 Ocak’tan beri ameliyat hakkına erişim hakkı talebiyle ölüm orucunda. Adalet Bakanlığı, Buse’nin hastaneye sevk edilmesine izin vermezken, gerekçesinde “Ameliyat zorunludur ancak aciliyeti yoktur“ ifadesine yer verdi.

„Kürtaj için gelenleri geri çevirmemiz gerektiği söyleniyor“

Yasal hakları olan güvenli sağlık hizmetine erişemeyen ve bu süreçte şiddetle karşılaşan bir başka grup kadın da kürtaja ihtiyaç duyan kadınlar. Kürtaj için çoğunlukla özel hastaneye yönelmek zorunda kalan cis kadınlar da bedensel özerkliklerini devletin aksi politikalarına rağmen korumaya çalışıyorlar. Gizem Saylan*, İstanbul’da adını vermek istemediği bir eğitim araştırma hastanesinin jinekoloji bölümünde uzman bir doktor. Kürtaj işlemi 10 haftaya kadar yasal olmasına rağmen gelen hastaları geri çevirmek zorunda kaldıklarını anlatıyor: “Yukarıdan baskı var. Aslında yazılı bir direktif yok, servisteki şefler bize kürtaj için gelen hastaları geri çevirmemizi söylüyor, ama onlara bunu kim söylüyor, bilmiyoruz. Tahminimiz başhekimlik ya da Sağlık Bakanlığı olduğu.“

Saylan’a göre danışanlar internetten edindikleri bilgilerle kürtaj yapan hastaneleri tespit etmeye çalışıyorlar. Yasal bir hizmeti talep ettiğinin bilincinde olan kişiler ısrar etseler de, istek üzerine olan kürtajları hekimler kabul etmiyor: “Buraya gelenler zaten özel hastaneye gidemeyen, maddi durumu yetersiz, çaresiz insanlar. Bunu görmek çok zor. Ancak yardım etmek istesem de bu benim inisiyatifimde değil.“

Devlet hastanelerinde kürtaj olabilenler de var: Araya sokacak tanıdıkları olanlar. Saylan böyle durumlarda hastane kayıtlarına gebeliğin sağlığı tehdit ettiğine dair bir not düşüldüğünü, böylece dikkat çekmediğini anlatıyor. Deniz Şahin* bu kadınlardan biri. Bir kez 19 yaşındayken özel hastanede, bir kez de 2017 yılında, 31 yaşındayken devlet hastanesinde kürtaj olmuş. İlk kürtaj işleminde yasal haklarını iyi bilmediği ve “Çaresiz ve genç“ olduğu için doktordan gördüğü kötü muameleye ses çıkaramadığını söylüyor: “Ultrason öyle kötüydü ki acıdan doktorun elini tuttum.“ Doktorun tersleyerek konuşmasını ve kendisini aşağılayan bakışlarını evli olmamasına bağlıyor: “Bıyığını, yüzünü hiç unutamıyorum.“

İkinci defasında ise, hemşire olan bir arkadaşının çalıştığı devlet hastanesinde kürtaj oluyor. Bu kez araştıracak zamanı olduğu ve artık devlet hastanelerinden böyle bir talepte bulunabileceğini öğrendiği için özel hastanelerde istenen 1750 lira ücreti ödemek yerine ücretsiz sağlık hakkının peşine düşmeye karar veriyor. Bu sefer „tanıdık“ olduğu için kendisine kötü davranılmıyor. “Beni, 'Bir daha çocuk sahibi olamayabilirsin’ diyerek vazgeçirmeye çalıştılar.“ diyor yine de. Kürtajın yapıldığı Dr. Sami Ulus Hastanesi'ndeki doktorlar Şahin'e sadece lokal anestezi ile işlem yaptıklarını söylüyor. Şahin, narkozu ekstra bir masraf olarak gördüklerini ve kürtaj olan kişileri uyutmayarak masraftan kaçtıklarını belirtiyor. Aynı hastanenin başka bir yerleşkesinde çalışan hemşire arkadaşı sayesinde zorlukla narkoz almayı başarsa da bunun rutin dışı olduğunun farkında.

Foto: dpa
Kürtaj olmak ve tüp bağlatmak için „erkeğin rızası“ gerekli

Deniz Şahin, iki kürtaj tecrübesinde de doktorların kendisine sorduğu ilk sorunun “Evli misin?“ olduğunu söylüyor. Zira evli olanların kocalarından, olmayanların ise sevgililerinden kürtaj için imza isteniyor. Tüplerini bağlatmak isteyen evli kadınlar da yasal olarak eşlerinin imzasına muhtaç. Oysa Dr. Saylan, üroloji bölümüne tüp bağlatmak için gelen erkeklerin eşlerinden herhangi bir izne ihtiyaç duymadıklarını belirtiyor. Saylan’a göre tüp bağlatmak, özellikle de birkaç çocuğu olan, spiral ya da hormon ilacı kullanmayı istemeyen ya da kullanamayan kadınlar için “korunma yöntemleri arasında en kolayı“. Ama gözlemlerine göre erkekler hem bu işleme izin vermiyorlar hem de kondom kullanmayı reddediyorlar. Böylece bu kadınların üreme hakları tamamen evli olduğu erkeğin kontrolünde kalıyor.

Dr. Saylan evlilik içi tecavüz mağduru olan ya da eşlerinden kürtaj için izin alamayan kadınların piyasada “düşük hapı“ diye bilinen ilaçlara yöneldiğini söylüyor: “El altından bu ilaçları alıyorlar. Sahte, gerçek ayrımı yok. Tableti 300-400 lira civarında ve gebeliği sonlandırmak için birkaç tablet kullanıyorlar.“ Hastaneye bu şekilde ilaç alarak gelen kişi sayısının oldukça yüksek, çünkü artık düşük başladığı için hastanenin kürtaj işlemini gerçekleştiriyor.

Trans kadınlar da benzer sebeplerle doktor gözetiminde bulunmaksızın hormon ilaçlarına başlıyorlar. Hormon takviyesine başlamak için altı aydan iki yıla kadar uzayabilen psikiyatrik gözetim zorunluluğu pek çok trans kadının hayatına devam etmesine engel oluyor. Sosyal hayata dahil olmak, iş ya da okula gitmek gibi gündelik eylemlerin bile zorlaştığı bir gerçeklikte pek çok trans kadın eczaneden kolay ulaşılabilir hormon ilaçları satın alıyor. Bu anlamda sağlık hizmetlerinin kadın düşmanı uygulamaları, hem cis hem trans kadınları bedenleri üzerinde söz sahibi olmak adına sağlıklarını tehlikeye atan eylemlere mecbur bırakıyor.

Yasaklanan ya da kontrol altında tutulan bedenler

Natrans kadınların ürememe hakkını gasp eden ve doğurmayı teşvik edici politikalar uygulayan devlet, trans kadınların ise üreme ve annelik haklarını engelliyor. Devlet hastanelerinde trans kadınlar için sperm dondurma imkanı yok. Merve Çelik, kendisine bu konuda bir bilgi verilmediği için spermini dondurmadan sürece başladığını, tüm yaşadıklarına rağmen “en büyük hak ihlali olarak“ bunu gördüğünü söylüyor. Çocuk sahibi olmayı çok isteyen bir arkadaşı maddi durumu pek iyi olmamasına rağmen 1700 Euro ödeyerek Kıbrıs’ta sperm dondurmuş. Ancak trans kadınların yasal annelik haklarının Türkiye’de nasıl bir çerçevede çizileceği sorusunun henüz bir yanıtı yok.

Bu durumda bazı kadınlar çocuk sahibi olmama yönündeki kararları engellendiği için özel hastanelerde yüksek ücretler ödeyerek kürtaj olmaya mecbur kalırken, bazı kadınlar da çocuk sahibi olmaları engellendiği için yüksek meblağlar ödemek zorunda kalıyorlar. İnsan hakları avukatı Sinem Hun, “Devletin üremesini istemediği 'yasaklı kadın bedenleri’ ve bir de kendi kontrolünde, kendi usulü çerçevesinde üremesini istediği kadın bedenleri var.“ diyor. Bu açıdan kadın hareketinin bütün kadınların üreme meselelerini sahiplenmesi gerektiği görüşünde. Zira beden politikalarının farklı kadın bedenlerinde nasıl uygulandığını anlamak ve paralellikleri görmek, daha kapsayıcı bir beden özerkliği mücadelesinin de önünü açabilir.

* Yazıda geçen bazı isimler, güvenlik nedeniyle değiştirilmiştir.

BURCIN TETIK, 2019-03-08
GERI
YAZAR HAKKINDA
Bağımsız gazeteciliği destekleyin. Bu proje icin bağışta bulunabilirsiniz.