İstanbul Havalimanı, 6 Nisan'dan itibaren tam kapasite hizmet vermeye başlıyor.
taz.gazete, İstanbul Havalimanı'nı mercek altına aldığı dosyada bu projenin insanlar, çevre ve ekonomi üzerindeki etkilerini inceliyor.

Daha fazla okumak için:
taz.atavist.com/istanbul-havalimani

Yeliz Arslan, Ayşe Yılmaz ve Bahide Arslan, 23 Kasım 1992 gecesi neonaziler tarafından katledildi

1992'den beri kurumayan gözyaşları

Stand-up sanatçısı İdil Baydar, 27 yıl önce Mölln'de neonaziler tarafından öldürülen üç kişinin anıldığı etkinlikte konuşma yapacağı için ölüm tehdidi aldı.

AYESHA KHAN, 2019-11-18

Frankfurt’ta yağmurlu bir pazar öğleden sonrası. Havanın karanlık ve soğuk olmasına rağmen “Sürgündeki Mölln Konuşması“ için yüzlerce insan Tarih Müzesi’nde toplanmış. Az sonra anmanın gerçekleştirileceği salonda, genciyle yaşlısıyla, Almanıyla göçmeniyle iki yüzden fazla konuk var. Dışarıda, özel güvenlikçilerin çanta kontrolü yaptığı giriş kapısının önünde, çok sayıda insan salona girebilme ümidiyle bekliyor.

Ayşe Yılmaz, Yeliz Arslan ve büyükanneleri Bahide Arslan, 23 Kasım 1992 gecesi Mölln’de neonazilerin evlerine attığı molotof kokteyliyle katledildi. 2009’da başlayan Mölln Konuşması etkinliği, ancak dört yıl boyunca Mölln Belediyesi'nin resmi anma etkinliğinin bir parçası olabildi. Belediye, ailenin ve yakınlarının konuşmacıları bizzat seçmesine izin vermediğinden etkinlik o zamandan bu yana sürgünde gerçekleşiyor. Toplumsal ırkçılık, neonazizm ve anmalara yönelik yaklaşımın eleştirel bir resmini çeken bu etkinlik, bu yıl yoğun güvenlik önlemleri altında Frankfurt’ta gerçekleşiyor.

Oyuncu ve stand-up sanatçısı İdil Baydar’ın cep telefonuna etkinlik öncesinde çok sayıda ırkçı ölüm tehdidi ulaşmış. Bu yıl Arslan ve Yılmaz ailelerinin yanında ana konuşmacı olarak o da sahne alacak. Baydar konuşması sırasında kendisine gelen tehditlere değiniyor: “17 Kasım 2019’da Sürgündeki Mölln Konuşmasını yaparsan seni gebertirim.“ Gönderen: “SS-Obersturmführer“ (SS Üsteğmeni). Bu, Baydar’ın bu yıl aldığı sekizinci ölüm tehdidi. Salonda bir uğultu yükseliyor. Baydar konuşmasına şu soruyu sorarak devam ediyor: “Sağcıların henüz yapmadığı, bizim hala korkacağımız bir şey kaldı mı ki?“

Oldukça duygu yüklü bir konuşma yapan Baydar, kişisel ve kararlı ifadeler kullanıyor: „1992'de yanaklarımdan dökülen gözyaşları hala kurumadı. Aradan geçen yıllarda göçmenlerin yaşadığı evler yakılmaya devam etti. Aşırı sağcılar sinagoglara, camilere, mülteci kamplarına, kebap dükkanlarına, iş yerlerine ve evlere saldırdı. Hep aynı şey söylendi: ‚Bir daha asla!‘ (…) Ama hiçbir şey durmadı.“

„Irkçı sağcı terör hakkında konuşmaya ihtiyacımız var“

Sürgündeki Mölln Konuşması’nın organisyon komitesi, güvenlik kurumlarının etkinliği koruma görevini Frankfurt 1. Polis Karakolu’na vermesi karşısında şoka uğramış. Zira Frankfurt 1. Polis Karakolunda görevli memurlar, NSU davasında müdahil davacı olarak kurban ailelerini temsil eden Frankfurtlu avukat Seda Başay-Yıldız’a geçtiğimiz yıl tehdit faksları çekmekle itham ediliyorlar.

İdil Baydar’a yönelik tehditlerin açığa çıkmasından bu yana organizatörlere Anne Frank Eğitim Merkezi'nde bulunan danışma bürosu “Response“ eşlik ediyor. Response, sağcı, ırkçı ve antisemitist şiddetin hedef aldığı insanları destekleyen bir kurum. Kurumun yöneticisi Olivia Sarma, sağcıların şiddet eylemlerinin ya da tehditlerinin yalnızca mağdur olan kişiyi hedef almadığını ifade ediyor: “Kamuoyunda sağa karşı sesini yükselten ya da ırkçılık tehdidiyle karşı karşıya olan diğer insanları da sindirme amacı güden bir mesaj niteliğindeler.“

Müzenin çevresi ekip aracı kaynasa da, salonun içinde tek bir polis dahi göze çarpmıyor. Onun yerine, iki yana dizilmiş çok sayıda güvenlik görevlisi var. Ancak bunlara rağmen salona gergin bir atmosfer hakim değil. Baydar, konuşmasının sonunda sağcı ve ırkçı şiddet kurbanlarını sayıyor: Alberto Adriano, NSU kurbanları, Kassel Valisi Walter Lübcke, Halle katliamı kurbanları, Oury Jalloh ve Burak Bektaş.

Baydar’ın konuşması, kurbanları anmakla ilgili olduğu kadar, dayanışmaya da dair. İbrahim Arslan da konuşmasında tekrar tekrar aynı noktaya değiniyor: “Dayanışmaya ve ırkçı sağcı terör hakkında konuşmaya ihtiyacımız var.“ Etkinliklerin odağında mağdurların yer alması gerektiğini vurguluyan Arslan, mağdurlar olmadan yapılan bir anmanın mizansenden ibaret olacağını söylüyor: Kurbanlar ve hayatta kalan mağdurlar birer figürandan ibaret değil, aksine yaşananların asli tanıkları. Dayanışma içinde anmakla, siyasi imaj uğruna düzenlenen bir anma arasında büyük bir fark var.“

Saldırı sırasında yedi yaşında bir çocuk olan İbrahim Arslan, büyükannesi Bahide’nin kendisini ıslak havlulara sarmalayıp mutfağa götürmesi sayesinde hayatta kalabilmiş. 2007 yılından bu yana, mağdurların bakış açısının görünür hale gelmesi ve sesinin duyulması için uğraşıyor. Faillerin değil, kurbanların ve diğer mağdurların ön planda olmasını amaçlıyor. Arslan’ın açık ve kararlı sözleri dinleyicilere ulaşıyor.

Toplumun çoğunluğunu oluşturan beyaz Almanların faillere odaklanmasını eleştiren Arslan, yapısal ırkçılıktan söz ederken, bir grup beyaz salonu usulca terk ediyor. Bu anmanın polis korumasında düzenlemesi insanda nasıl bir duygu uyandırıyor? “Hiçbir etkisi yok,“ diyor İbrahim Arslan. Bu tür tehditlere alışalı çok olmuş. Her gün yapısal ve kurumsal ırkçılıkla ve düşmanlıkla karşı karşıya olduğunu söylüyor. “Derimizin rengini ya da görünüşümüzü öylece değiştiremeyiz. Dolayısıyla varlığımız bile bir direniş teşkil ediyor. Yine de sokağa çıkacağız.“

Baydar ve İbrahim Arslan'ın dışında Namık, Yeliz ve Faruk Arslan da etkinlikte konuşuyor. NSU tarafından 2001 yılında öldürülen Süleyman Taşköprü'nün kardeşi Osman Taşköprü’nün mesajı ve 1982 yılında Almanya’da artan ırkçılığı protesto etmek için Hamburg'da kendini yakan Semra Ertan'ın yazdığı bir şiir okunuyor.

„Aşırı sağcılar yeni bir fenomen değil. Hep buradaydılar“

Etkinliğe Frankfurt’tan gelen 35 yaşındaki Mahmood üçüncü sırada oturuyor. Salondaki çoğu insan gibi, o da gözle görülür biçimde duygulanmış durumda. Bugün burada olmak, onun için önemli. Ailesi memleketlerini terk ettiğinde daha henüz birkaç aylıkmış. Almanya’da büyümüş: “Sağcı şiddetin kurbanlarını ve diğer mağdurlarını anmak ve dayanışma göstermek için buradayım,“ diyor. “Bu tür etkinlikler, toplumsal çoğunluğa bir anda ortaya çıkan bir 'sağa kayma’ yaşanmadığını, aksine bu noktada tarihi süreklilikten söz edebileceğimizi göstermek açısından önemli. Aşırı sağcılar yeni bir fenomen değil. Hep buradaydılar; ama Almanya, onyıllarca onları görmezden gelerek, ırkçı ve antisemitist saldırıları önemsizleştirdi.“

Mekanı terk etmeden hemen önce durup arkasına dönen Mahmood, “Bugün kimlerin gelip kimlerin gelmediğine bir bakın. Siyasetçiler nerede? Belediye başkanı nerede? Bu, devletin gözünde ne kadar değerimiz olduğunu gösteriyor.“ ifadelerini kullanıyor.

Almancadan çeviren: Levent Konca

AYESHA KHAN, 2019-11-18
GERI
YAZAR HAKKINDA
Bağımsız gazeteciliği destekleyin. Bu proje icin bağışta bulunabilirsiniz.